PERAKENDE’DE E-TİCARET DEVRİMİ

E-ticaret aynen e-gurularının 15 yıl önce öngördüğü gibi, şu anda en sıcak günlerini yaşıyor. Tüketici harcamalarının giderek internete kaydığı gelişmiş piyasalarda olsun, hızlı kentleşmenin yaşandığı ve artan (mobil) internet kullanımının günlük hayata nüfuz ederek yepyeni alışveriş alışkanlıkları yaratmakta olduğu gelişmekte olan piyasalarda olsun, tüketiciler alışverişi her geçen gün daha ‘sanallaştırmakta’.

Birkaç zorunlu istatistik:

  • e-TicaretAmerika’da 2016 itibariyle e-ticaret satışlarının %62 büyümeyle 327 milyar USD’a ulaşması bekleniyor (Kaynak: Forrester, Şubat 2012).
  • Avrupa’da 2016 itibariyle e-ticaret satışlarının %78 büyümeyle 230 milyar USD’a ulaşması bekleniyor (Kaynak: Forrester 2012, Şubat 2012).
  • Brezilya’da e-ticaret satışlarının 2012’de %21.9 büyüyerek 18.7 milyar USD’a ulaşması bekleniyor (Kaynak: eMarketer, Ocak 2012).
  • Çin’de e-ticaret satışları 2011 yılında bir önceki yıla kıyasla %66’’lık bir artış ile 780 milyar CNY (124 milyar USD) olarak gerçekleşti. Şu anda toplam tüketimin sadece %3’ü e-ticaret üzerinden gerçekleşirken, bu oranın 2015 yılı itibariyle artarak %7’ye ulaşması bekleniyor (Kaynak: IDC; Mart 2012).
  • Hindistan’ın 2011’de 600 milyon USD olan e-ticaret satışlarının 2020 yılı itibariyle 70 milyar USD’a ulaşması bekleniyor (Kaynak: Technopak Advisors, Şubat 2012).
  • Endenozya’nın 2010’da 650 milyon USD olan e-ticaret satışlarının 2015 yılı itibari ile 650 milyon USD’a ulaşması bekleniyor (Kaynak: Frost & Sullivan, Şubat 2012).

Aslında günümüz tüketicilerinin şu an yaşamakta olduğu ‘online’ tecrübe, internet şirketlerinin ilk patlama yaptığı (dotcom boom) yıllardan oldukça farklı: e-ticaret artık sadece seçenek, fiyat, kolaylık, ürün değerlendirme ve puanlarından ibaret bir ticaret türü değil, ancak aynı zamanda tüketicinin yaptığı tümalışverişlerin ardında yatan statü, doğru ürün ve zevkli deneyim taleplerinin de karşılandığı bir süreç olarak algılanmakta.

Şimdi e-ticareti değişime uğratan ve bunun sonucunda alışveriş alışkanlıklarını yeniden şekillendiren en son yenilikleri öğrenme ve bunlardan faydalanma vakti: Aralarında hem on hem de offline yenilikler var.

Bu noktada karşımıza dört ana başlık çıkıyor:

E IS FOR EVERYWHERE

(M)ETAIL

E(ASY)-COMMERCE

 

OH WHAT A WONDERFUL WEB

Kaynak: TrendWatching

İNTERNET GİRİŞİMCİLİĞİ VE E-TİCARET DURUM RAPORU (T.C – KALKINMA BAKANLIĞI RAPORU)

Kısa bir süre önce Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Bakanlığı aracılığı ile bir rapor yayınlandı. Bu rapor, hem Türkiye’deki bazı verileri içeriyor hem de Dünya ile arasındaki karşılaştırmayı veriyor. Rapor 163 sayfadan oluştuğu için, sizlere bir fikir vermesi ve farkındalık yaratması açısından bazı öne çıkan başlıklar aşağıda özetlenmiştir. Sizlere tavsiyemiz, buradan raporun tamamını temin ederek tüm detayları ile incelemenizdir.

Rapordan da anlaşılacağı üzere, internet ve internet girişimciliğinin etkisi giderek artacaktır. Ancak bu yolda atılacak adımların önünde bazı engeller vardır. Bu engellerin sağlıklı geçilebilmesi ve sürdürülebilir iş sonuçlarının ortaya konabilmesi, küresel gelişim ve değişimleri yakından izlemek, analiz etmek ve yol haritasını buna göre belirlemekten geçiyor.

Rapor Özeti:

Girişimcilik birçok farklı şekilde tanımlanabilmektedir. 20. yüzyılın en etkili ekonomistlerinden biri olan Joseph Schumpeter, 1934 yılında girişimcileri pazarda girişimci değişimlere yol açan yenilikçiler olarak tanımlamıştır. Schumpeter, bir değişikliğin girişimci olarak nitelenebilmesi için 5 özellikten birine sahip olması gerektiğini öne sürmüştür.

  1. Bu 5 özellik söyle sıralanabilir:
  2. Yeni veya geliştirilmiş bir ürünün pazara getirilmesi,
  3. Yeni bir üretim metodunun gelişmesi,
  4. Yeni bir pazar oluşturulması,
  5. Yeni bir girdinin ekonomiye kazandırılması,
  6. İş yönetimi süreçlerinde organizasyon veya yapı değişikliği

“……………………internet girişimciliği “risk alarak, yaratıcı ve/ya da yenilikçi çözümler geliştiren ve bunları iyi yönetimle birleştiren yeni ya da mevcut kuruluşların asıl is alanları dışında, internetsiz var olamayacak şekillerde ekonomik aktivite veya sosyal fayda yaratma ya da geliştirmeleri” olarak tanımlanmaktadır.”

Öne Çıkan Başlıklar:

  • İnternet, girişimciliği besleyen bir ortam hazırlar.
  • İnternet, perakende örneğinde geleneksel mağazaya göre işletme giderlerini azaltması dolayısıyla düşük maliyetli bir is modeli imkanı verir.
  • Ekonomik katkı / İstihdam katkısı / Sosyal katkı
  • Türkiye’de en çok trafik alan sitelerden sadece küçük bir kısmı Türk internet girişimleridir ve e-Ticaret alanında yoğunlaşmışlardır.Girişim evrelerine göre uygun finanman kaynakları
  • Daha çok internet teknolojisi kullanan KOBİ’ler daha hızlı büyümekte ve daha fazla ihracat yapmaktadır.
  • İnternet girişimciliği Dünya’da ciddi istihdam yaratan şirketlerin oluşmasını sağlamıştır.
  • İnternet girişimciliği doğrudan işe alım ile istihdam yaratmaktadır.
  • İnternet girişimlerinin artmasına paralel olarak seyahat acentası istihdamında ciddi azalma meydana gelmiştir.
  • Kar amacı gütmeyen bilgi paylaşımı sağlamaktadır.
  • Vatandaşların yönetime katılma ve daha kolay fikirlerini paylaşma/beyan etmesini sağlamıştır.
  • Türkiye’de internet girişimciliği son kullanıcıya yönelik e-Ticaret ve forum gibi alanlarda başarılıdır.İnternet ve İnternet Girişimciliğinin Yarattığı Faydalar
  • Türkiye yeni şirketlerin finansmanını sağlama endeksinde karşılaştırılan ülkelerin hayli gerisindedir.
  • Türkiye’de melek yatırımcılık uluslararası örneklere göre çok düşüktür.
  • Kuluçka organizasyonları Türkiye’de 4 koldan gelişmektedir.
  • Türkiye hisse senedi pazarı benzer ülkelere göre hem büyüklük hem de GSYIH penetrasyonu açısından geride kalmıştır.
  • Türkiye’de girişimcilik yetkinliğini arttırma imkanları küresel örnekler ile karşılaştırıldığında daha az gözükmektedir.
  • Türkiye’de bilgisayar ve mühendislik gençlerin rağbet ettiği meslek kollarıdır.
  • Türkiye’de girişimcilikten başarısızlık korkusu düşüktür, fakat yetkinlik ve fırsatların varlığına güven eksiktir.
  • KOBİ’ler Türkiye’deki işletmeler içerisinde gelir ve istihdamda büyük bir ağırlığa sahiptirler.
  • Küresel e-ticaret hacmi son 4 yılda ortalama 16% artış göstermiştir.
  • e-Ticaret AB ülkelerinde % 15 (ciro içinde) büyüklüğe ulaşmıştır.
  • e-Ticaret kargo sektöründe büyümeye neden olmuştur.
  • Dünyada işletmeden tüketiciye (B2C) e-ticaret tüm sektörlerde hızla artmaktadır.
  • Türkiye’nin işletmeden tüketiciye (B2C) e-ticaret hacmi diğer ülkelerle kıyaslandığında gelişme potansiyeli yüksektir.
  • İşletmeden tüketiciye e-Ticaret yerli markaların oluşmasını sağlamıştır.
  • Türkiye’deki internet kullanıcıları, Avrupa’dakilere kıyasla oldukça aktif ve gençtir.

Türkiye İnternet Kullanıcı Sayısı

  • Türk kullanıcıları haberleri yoğunlukla internetten takip etmeyi tercih etmektedir.
  • Türkiye’de ise ağırlıklı olarak kredi kartı ve kapıda ödeme yöntemleri kullanılmaktadır.
  • İnternetten alışverişte yaşanan sorunlar daha çok kargo sürecinde yaşanmaktadır.
  • Kargo, Türkiye’de diğer ülkelere göre pahalıdır.
  • Küresel işletmeler arası (B2B) e-ticaret dünya ekonomik büyümesinden hızlı büyümüştür.
  • Çoğu Türk e-Ticaret siteleri yurtdışına hizmet verememektedir.

Yurtdışı

Kaynak: Buradan…

 

FİRMANIZIN BİR HİKAYESİ OLMALI

Şöyle 30 – 40 yıl öncesine gittiğimizde görüyoruz ki tek kanallı bir Televizyonumuz ve Radyomuz vardı. Herşeyi sahip olduğumuz bu iletişim araçlarından takip ederdik, kaldı ki başka seçeneğimizde yoktu o dönemlerde zaten. Dolayısı ile firmalar ve markaları hakkında çok nadir reklamlar olurdu ve duyulurdu. Bir marka hakkında kötü yada iyi bir şey söylendiğinde ulaştığı kitlenin büyüklüğü gerçekten çok azdı ve ilgi çekmezdi. Ancak sonrasında yavaş yavaş hem TV hem de Radyo kanalları çoğalmaya başladı. Yazılı basın gelişti ve sektörel dergiler ortaya çıkmaya başladı. Tüm bu gelişmeler ise reklamcılık sektörünü beslemeye ve büyütmeye başladı. Artık, albenisi fazla olan reklam filmleri çekilmeye başlamıştı ve büyük kitlelere ulaşıyordu. Doğal olarak halen Dünya’da gerçek anlamda kabul gören ve bilinen markalarımız olmasa da, ciddi temelleri atılmaya başlamıştı o günlerde. Ne oldu ise internetin keşfi ile oldu aslında. Çok uzak algılanan mesafeler aniden çok yakınlaşmıştı. İnanılmaz bir bilgi akışı olmaya başladı ve artık tüketiciler daha fazla firma ve markalarını incelemeye başladılar. Sonuç itibari ile artık eskinin kısmen rahat olan durumu kalmadı. Bugün bir kelime yazdığınız an bir anda yüzbinlerce insana ulaşıyor ve inanılmaz derecede konuşmaya başlanıyor marka hakkında. Gelinen nokta şu ki tüketici artık her konuda her şeyin tam içinde, kaçamazsınız..:)

Tüm bu süreçler yaşanırken tüketiciler şunun farkına vardı, aslında bu konuya reklamcılar tarafından resmen itildi, hatta çok net bir şekilde yönlendirildi diyebiliriz: Artık, sadece bir ürünün resmi yetmiyordu yada kişinin. Artık her şeyin tüketiciyi tam kalbinden ve ihtiyaçlarından yakalayan bir hikayesi olmalıydı. Bu hikayelerin büyük bir kısmında gerçeklik vardı, bir kısmında ise tam tersi yapaylık yani hayali kurgular barındırıyordu. Ama, olsun… Doğru olmasa da tüketiciler artık bunu kabul etmişti, hatta gerçek sanıyorlardı ve bu tarz şeyler bekliyorlardı sürekli. Şimdi bu örnekleri niye veriyorum? Nedeni şu: Öyle bir durum ortaya çıktı ki artık; kişi olarak kendinizi, şirketinizi ve/veya markanızı tanıtabilmek ve uzun süreli sektörde kalıcı kılabilmek için sizinde bir hikayenizin olması kaçınılmaz hale geldi.

Sonuç itibari ile baktığınızda şirketinizin zaten mutlaka doğal kuruluş ve yaşam sürecinde bir hikayesi vardır. Burada yapılması gereken, şirketinizin kültürünü, yapmak istediklerini ve ulaşmak istediği hedeflerini çok net ve güzel bir şekilde hedef kitlesine aktarması gerekmektedir. Bu sayede, hedef kitle ile  kalıcı bağlar sağlanabilir. Günümüzün Sosyal Medya çağında, şirketinizin çekirdek değerini ve rekabetçi üstünlüklerini ortaya koyarak sadık müşteri kitlesi oluşturmanız çok daha mümkün. Elbette bunun için, Sosyal Medya kaynaklarını çok iyi izlemeli, dinlemeli, hissetmeli  ve doğru tepkileri zamanında vermelisiniz. Göreceksiniz ki hedef müşteri kitleniz sizinle daha yakından ve uzun süreli olacak şekilde ilgileniyor olacaktır.

Özetlersek;

  • Hikayeniz olmalı ancak şeffaf olmalısınız bu konuda
  • Hikayeniz doğru anlatılmalı, hatalı bir anlatım kaş yapayım derken göz çıkarabilir
  • Hikayeniz, insanları içine almalı ve onlara değer katmalı
  • Hikayenizin ortak bir dili olmalı ki herkesim tarafından kabul ve ilgi görsün
  • Hikayeniz öyle olmalı ki hedef kitlenizde bu hikayenin içinde yer almaktan memnuniyet duymalı
  • Hikayenize ortak olan müşterilerinizi  / iş ortaklarınızı dikkate aldığınızı gösteren geri dönüşlerde bulunmalısınız
  • Hikayenizde çalışanlarınız olan iç müşterilerinizi dahil etmeyi ve özen göstermeyi kesinlikle unutmayın
  • Hikayeniz için, mutlaka kurumsal blog sayfanız olmalı ve bu blogda sürekli ilgi çeken yazılar yayınlanmalı
  • Hikayeniz, tüm Sosyal Medya mecralarında doğru bir şekilde kullanılmalı ve paralellik taşımalıdır

Yukarıda sizlere bu konuda kısa bir özet vermeye çalıştık. Söylenecek ve yazılacak çok şey var ancak ilerleyen süreçte buradaki adımları daha fazla detaylandırmaya gayret edeceğiz.

Tabi ki burada çok dikkat edilmesi gereken önemli bir hususu tekrar hatırlatmak isteriz:

“Hikayeniz gerçek olmalı…”

MADE BETTER IN CHINA TRENDİ (MADE BETTER IN TURKEY TRENDİ NEDEN OLMASIN?)

MADE BETTER IN CHINA Trendinin tanımı:

Çin’in derin ve kalıcı bir yenilikçilik ve yaratıcılık kültürü geliştirebilmesinin önünde hâlâ birçok potansiyel engel var (Devletçi ekonomi! Politika! Nüfus! Çevre! Fikri Mülkiyet Hakları!).

Ancak, tüm bu engellere rağmen, artan sayıda Çin markası, halihazırda bir yandan her geçen gün büyümekte olan sofistike bir iç pazarın taleplerini karşılarken, diğer yandan son derece güçlü global rakipleriyle rekabet ediyor ve hatta onları kendi oyunlarında yeniyor. Çin’in gelecekte bir gün zincirlerinden tamamen kurtulduğunda neler başarabileceğini varın siz düşünün.

Trendin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde etkili olan faktörler:

URBAN BOOM | “KENTSEL PATLAMA”

Hızlı servet kazanma fikrinin cazibesi Çinlileri sürüler halinde kentsel alana çekiyor. Çin’de kentlerde yaşanan inanılmaz tüketim patlamasını anlatan iki istatistik:

  • Kentsel hanelerin sahip olduğu harcanabilir gelirinin 2010 ve 2020 yılları arasında iki katına çıkması bekleniyor (Kaynak: McKinsey, Mart 2012).
  • 2010’da Çin’de 16,000 USD üzerinde yıllık gelire sahip 18 milyon hane vardı. 2020 itibariyle bu rakam, 167 milyon haneye çıkacak. Bu, yaklaşık 400 milyon insan demek. (Kaynak: McKinsey, Mart 2012).

Sonuç: Kaliteli mal ve hizmet talep eden, sofistike kentli Çinlilerden oluşan muazzam bir CITYSUMERS, yani kentsel tüketici sınıfı.

BEST OF THE WEST IN THE EAST | “BATININ EN İYİSİ DOĞUDA”

Bugüne kadar Çinli tüketicilerin kaliteli ürün ve hizmet talebi, (daha ziyade) batılı markalar tarafından karşılandı. Batılı markalar sadece Çinli tüketicilere mal satmak icin değil, aynı zamanda onlara özel muamele göstermek için de uğraşıp didindiler. Bunu, MADE FOR CHINA (ÇİN İÇİN ÖZEL YAPIM) trendinde söz ettiğimiz gibi, Çinli tüketicilere özel ürün ve çeşitler sunarak, ya da ayaklarının altına RED CARPET(KIRMIZI HALI) sermek suretiyle yaptılar.

Çinli tüketicilerin beklentilerini belirleyen batılı markaların bu davranış biçimi, Çinli marka ve girişimcilere deen başarılı batılı muadilleri tarafından belirlenen kalite standardını tutturmak ya da aşmak gerektiğini unutmadan öne çıkmak için ilham ve güven verdi.

GLOBAL BRAIN | “GLOBAL ZEK”

Çin’in internette kurduğu Çin Seddi benzeri güvenlik duvarının işlevi ortada, ancak yine de Çin ağa bağlı durumda. 513 milyonun üzerinde internet kullanıcısı ile (245 milyon online Amerikalıya kıyasla), Çinli girişimci ve tüketiciler kesinlikle GLOBAL BRAIN bir parçası durumunda: yani, evrensel tüketici kültürü ve yaratıcılığından çılgınca besleniyor (ve kendileri de katkıda bulunuyorlar).

Kaynak: www.worldinternetstats.com, Aralık 2011

Etrafta yüksek kalite, yenilikçi Çinli* ürün ve hizmet markalarına rastlamanın her zamankinden daha kolay olmasına şaşmamak gerek. Bunlar hiçbir şey değil. Eğer Çinli yaratıcılığı bir gün gerçekten zincirlerinden kurtulursa, asıl işte o zaman her şey daha yeni başlıyor olacak. MADE FOR CHINA trendinin yerini MADE BETTER IN CHINA (KALİTELİ ÇİN MALI) trendine bırakmasıyla hiper rekabet yeni bir tanıma ihtiyaç duyabilir. Simdi sıra örneklerde…

* Bu Trend Briefingde, Çinli dediğimiz zaman, Çin Halk Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Çinlileri kastediyoruz. Bu doğrultuda Hong Kong ve Taiwan’dan ya da Amerikalı Çinli girişimcilerin sergilediği çok sayıda harika örneği kapsam dışı bıraktık.

China Unicom Aralık 2011’de 1.5GHz işlemci, 4 inç ekran ve 8 megapiksel kameraya sahip MI-ONE modelini piyasaya çıkardı. Tüketicilerin artan makul fiyatlı akıllı telefon talebini karşılamaya yönelik olarak tasarlanan MI-ONE’ın satış fiyatı 1,999 CNY.

Çin devletine ait JAC Motors 2011 sonunda dünyanın dördüncü büyük otomotiv piyasası Brezilya’da 500 milyon USD’lik yatırım

yaptığını duyurdu. Şirketin ilk yurtdışı fabrikasının senede 100,000 adet otomobil üretmesi bekleniyor.

Kaynak: Trendwatching

SEO | 2013 YILINDA ÖNE ÇIKACAK KRİTERLER

Evet, 2012 yılı maya kehanetlerine göre sona ermedi. İlerleyen süreçte belkide yeni kehanetler ortaya çıkacak ve bunlar üzerine uzun uzun tartışıyor olacağız. Emin olun ki bu konular en çok yine sosyal medya mecralarında rağbet görecek. 2013 yılında SEO alanında ise “İçerikler” ve “Bağlantılar” çok daha fazla ön plana çıkacak, hak ettiği değeri ve ilgiyi görecek.

Yazılı basında yer alan pek çok dünya devi artık dijital dünyaya geçiş yapmaya başladı. Bunun, 2013 yılında diğer sektörlerde de hızlı bir ivme ile artacağı yapılan araştırmalarda ortaya çıkıyor. Bu ne demek? Bu şu demek: Dijital dünyadaki bilgi neredeyse sınırsızlık düzeyine gelir. Bu kadar büyük bir bilgi hacminde aradıklarımızı en doğru şekilde ve kısa sürede nasıl bulacağız? İşte bunun sırrı SEO optimizasyonunda yatıyor.

Bilindiği üzere web sayfaları tasarımları ile ön planda gözüküyor olsa da, asıl önemli olan fonksiyonellikleri 2 ana yapı üzerine odaklanmıştır:

  • İçerikler
  • Bağlantılar

Bir web sayfasının başarısı sadece tasarıma bağlı değildir. Birlikte ve doğru şekilde entegre edilmiş olması gerekenler, “İçerikler” ve “Bağlantılar” olmaktadır. Bu aşamada içeriğiniz çok güzel ve değerli olabilir, ancak bu içeriklere ihtiyacı olanların ulaşabilmesi için doğru SEO teknikleri ile bağlantıların kaliteli bir şekilde kurgulanmış olması ile doğru orantılıdır. Ve bunun sürekli denetim altında tutularak, yani sonuçlar analiz edilerek an ve an güncellenmesi gerekir. Çünkü, ilgi görmeyen bir içerik ve bağlantı artık sizi doğru sonuçlara götürmeyebilir. Dolayısı ile güncel olmak çok önemlidir. Standart SEO imkanlarının dışında, bütçeniz ile doğru orantılı olarak arama motorlarının sağlamış olduğu ek olanaklardan da zaman zaman yada sürekli faydalanıyor olmak, sizi arayanların yada vermiş olduğunuz hizmetleri arayanların size ulaşımını kesinlikle çok daha kolaylaştıracak, hızlandıracak ve hatta ilk sıralarda sizin yer almanızda öncelik sağlayacaktır.

SEO’nun geleceğinde; sürdürülebilir kaliteli içerik, doğru stratejiler ve uzun dönemli marka değerinin oluşturulması bulunmaktadır.

İÇERİK | KALİTELİ

2013’ün En Önemli 10 Tüketici Trendi | DATAMYNING (“Tüketicilerin tercihi ‘büyük’ değil ‘iyi’ veri.”)

9 Aralık 2012 tarihinde yayınladığımız ve yukarıda linkini verdiğimiz yazıda, aslında bu konuya değinmiş olduk. Bu araştırmaya göre;

“Bugüne kadar süregelen ‘büyük veri’ tartışması şirketlerin müşterileri hakkında sahip oldukları verilerin değeri konusuna odaklanmaktaydı. Tüketicilerin yaşam tarzları hakkındaki verilerin kendilerine ait olması ve bunları diledikleri şekilde kullanma talepleri ve toplanan verileri proaktif olarak, müşterilerinin davranışlarını geliştirmek ve/veya tasarruf etmek konularında onlara yardımcı olmak için kullanan markalara yönelmeleriyle, 2013’de bu bakış açısının tersine dönmesi kaçınılmaz gözüküyor.”

TrendWatching’in yaptığı bu araştırmaya göre, tüketiciler artık bilginin büyüklüğü ile değil, bilginin kendileri için ne kadar cazip ve verimli olduğu ile ilgileniyor. Dolayısı ile hangi mecra olursa olsun, bulunulan yere ve ulaşılmak istenen kitleye göre içeriklerin hazırlanması ve düzenlenmesi gerekiyor. Burada bir önemli konuda daha ortaya çıkıyor ki o da şu: Bilgilerin taze olması..! Günü ve ihtiyacı karşılamayan içerikler her zaman için hedef kitlenin sizden uzak kalmasına sebep olur.

Bu yazıyıda inceleyebilirsiniz | Google Araştırması

İÇERİK | MARKA DEĞERİ VE KARAKTER SAHİBİ OLMAK

Marka Değerine ve Karakter Sahibi olmaktan kastımız aslında içeriğin ÖZGÜN olmasıdır. Bugün, halen ne yazık ki içeriklerin oluşturulmasında kopyala-yapıştır mantığı izlenmektedir. Bakıyorsunuz; aynı sektörde hizmet verdiğiniz firmalar ile web sayfalarınızın içerikleri neredeyse aynı. Hatta tasarımlarında bile büyük benzerlikler barındırıyor. Peki, sizi diğerlerinden farklı kılacak ve öne çıkaracak şey ne olmalı? Neden sizi tercih etmeliler? Bu soruların cevapları içerinde yaptığınız işte farklı olmak yatar. İşte bu farklılıkların aynen dijital dünyada da olması gerekir. Eğer sizin web sayfanızın yada bloğunuzun içeriği rakipleriniz ile aynı ise, ihtiyaçları doğrultusunda araştırma yapan kişi ve kurumlar kararsız kalır seçim konusunda. Dolayısı ile hiç üşenmeden bu konuya zaman ayırmalı, kaliteli ve özgün içerikler oluşturmak zorundasınız. Başka bir deyişle “Rekabetçi Üstünlüklerinizi” ortaya çıkarmalısınız.

Bu yazıyıda inceleyebilirsiniz | Web Tasarımı

İÇERİK | MAKALE VE ARAŞTIRMALAR 

Uzun uzun  yazılar hazırlanabilir ancak burada da önemli olan yazının ne kadar uzun olduğu değil, yazının okuyan için ne kadar değer oluşturduğudur. Bu, biraz önce yukarıda bahsetmiş olduğumuz “Marka Değeri ve Karakter Sahibi Olmak” ile  de ilişkisi vardır. Makaleleri okuyanların sıkılmaması, istedikleri şeyleri bu yazılar içinde bulması kesinlikle şarttır. Diğer bir ifadeyle; basit olmalı ama aynı zamanda bir farklı konsepte ve özgün fikre sahip olmalıdır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek, yazıların okunabilirliğini sağlamak, uzun süre kalmasını sağlamak ve nihayetinde sizi arayabilmesini sağlamak sadece bunları yapmak ile de mümkün olmayabilir. Az öncede söylediğimiz gibi okuyanlar sıkılmamalı, bunu sağlamanın ise elbette bazı yöntemleri var. Bunlardan; makaleleri doğru görseller ile eşleştirmek ve içerikler eğer araştırma sonuçlarını barındırıyor ise bunları görsel olarak kullanıcıya aktarabilmektir. Unutmayalım ki görsel sunular her zaman daha fazla ilgi çeker ve akılda kalır.

İÇERİK | SOSYAL MEDYA DÜNYASI

Daha önceki yayınlarımızda da belirttiğimiz üzere Sosyal Medya dünyası sürekli büyüyor ve değişiyor. Bu mecralarda yer almaya başlayan hem üreticiler hem tüketiciler ise her geçen gün yeni deneyimler elde ediyor. İşte bu nedenle içerik çok daha fazla önem kazanıyor.  İçerikten bahsedince sadece web sayfalarında yer alan içerikleri değil diğer tüm sosyal medya mecralarındaki içerikleri ifade ediyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; web sayfanızda yer alan içerikler ile SM mecralarındaki içerikler benzerlik gösterebileceği gibi, farklılıklarda arz edebilir. Çünkü, web sayfanıza Facebook ile gelen yada LinkedIn sayfanıza gelenler farklı olabileceği gibi, bu platformların amaçlarına göre içerikler değişik olmak zorundadır. Her yerde aynı içeriği kullanmak doğru olmayabilir.

Görüldüğü üzere içerik büyük önem kazanıyor. Dolayısı ile içerik üretimi ve uygulamasında, Sosyal Medya ajanslarının firmalara yardımcı olması gerekiyor.

İÇERİK | MULTİMEDYA

Sürekli yapılan araştırmalardan elde edilen analiz sonuçlarına göre, içeriklerin ilgi çekiciliği ve etkileyiciliği görsel materyaller ile desteklendiğinde daha fazla artıyor. Videolarda da benzer ama daha küçük çaplı bir etki seviyesinde kaldığı görülüyor. Nasıl ki özgün ve güncel içeriklerden bahsediyorsak, kullanılan görsellerde de aynı yöntemi kullanmalıyız. Herkesin kullandığı resimler yerine daha nadir bulunanlar kullanılmalı. Hatta, içerikle doğru orantılı olarak görseller hayal edilmeli, tasarlanmalı ve çizilmelidir. Durum video tabanlı çalışmalarda da aynı yaklaşım izlenmelidir. Elbette bu konuda özellikle sosyal Medya Ajanslarına ciddi görevler düşüyor.

Dip Not:

SEO’dan arzu edilen sonuçlara ulaşabilmek için; tüm bu ve benzeri çalışmalar sürekli olmalı, uygulanabilir bir strateji ve entegrasyon içermelidir.

FLAWSOME – HATALARINA RAĞMEN HARİKA OLMAYI BAŞARAN MARKALAR

FLAWSOME’ın tanımı:

Tüketiciler markalardan kusursuz olmalarını beklemiyor. Tam tersine onlar FLAWSOME* yani hatalarına rağmen harika olmayı başaran markaları bağırlarına basmaya hazır: hatalarını dürüstçe kabul edebilen, empati, cömertlik, tevazu, esneklik, olgunluk gösteren, espiri anlayışına sahip ve – nasıl desek – biraz karakter ve insaniyet sahibi markalar.

FLAWSOME trendinin arkasında iki tane itici güç var:

HUMAN BRANDS

İnsanların her şeyin ticari olmasına duyduğu nefretten, (dürüst ve dolaysız bilgiye ulaşımı kolaylaştıran) online kültürün yaygınlaşmasına kadar bir dizi faktör, tüketicilerin ilgisinin düz ve sıkıcı markalardan kişilik sahibi markalara doğru kaymasına neden oluyor.

TRANSPARENCY TRIUMPH

Ürün yorum ve değerlendirmeleri ve kurumlardan sızan bilgiler sayesinde günümüzde tüketiciler ürün ve hizmetler hakkında neredeyse yüzde yüz şeffaflık elde etmiş durumda (böylesi bir ortamda ürün ve hizmetlerin olası kusur ve eksikliklerini kolayca keşfediyorlar).

* Evet, FLAWSOME bugüne kadar uydurduğumuz en utanç verici trend ismi olmaya aday. Ama bahse gireriz hatırlamakta hiç zorlanmayacaksınız 😉

HUMAN BRANDS | “İNSANÎ MARKALAR”

FLAWSOME kendisinden daha büyük HUMAN BRANDS trendinin bir alt trendi. Daha önce yayınladığımız Trend Briefinglerde benzer eğilimlerden birçok kez söz etmiştik aslında: Örneğin RANDOM ACTS OF KINDNESS (RASTGELE İNCELİKLER), BRAND BUTLERS (KÂHYÂ MARKALAR), GENERATION G (G JENERASYONU) bültenlerimizde.

Yani HUMAN BRANDS çok da ‘yeni’ bir tema değil. Ancak yeni olan bir şey var ki o da dört ayrı akımın bir araya gelmesi sonucu tüketicilerin markaların tutum ve davranışlarına eskisinden çok daha fazla dikkat etmeye başlamış olmaları:

“…………doğası gereği insan hiç bir zayıf, kusurlu veya hatalı yönü olmayan (ya da yokmuş gibi davranan) insanlarla gerçek bir iletişim kurmakta, onlara karşı yakınlık veya güven duymakta zorlanır.”

Tüketicilerin kurumların yıllardır sergilediği tutum ve davranışlar karşısındaki hayal kırıklığı (artık) açık bir nefrete dönüşmüş durumda. Bundan böyle sadece kâr amacı taşıyan ticarî faaliyetlerini tüketicilerin farklı bir gözle görmesini sağlayabilen markalar tüketicilerin kalbinde bir yer edinebilir.

Dünya üzerindeki tüketicilerin yaklaşık % 85’i şirketlerin bireysel ve toplumsal düzeyde mutluluğu arttırmak için aktif olarak çaba göstermesi gerektiğini düşünüyor; bu oran 2010’da sadece % 15 idi (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Buna karşın, şirketlerin toplumsal ve ekolojik sorunları çözmek için yeteri kadar çaba gösterdiğini düşünenlerin oranı sadece % 28 (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Tüketiciler markaların kişilik sahibi olmasının kâr etmelerine engel olmadığını giderek daha iyi anlıyor (Zappos, Patagonia, Tom’s, Ben & Jerry’s, Michel et Augustin, Zalando gibi markaları hatırlayın). Mantıklı, yardımsever, eğlenceli ve neredeyse ‘insan’ gibi davranarak piyasada ayakta kalmayı başaran her bir işletme tüketicilerin geleneksel, sıkıcı, resmi kurumlardan daha fazla soğumasına neden oluyor.

Araştırmalar çoğu insanın dünya üzerindeki markaların %70’inin yarın ortadan kalkmasından zerre kadar etkilenmeyeceğini gösteriyor (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Online kültür şu anda tüm dünyayı etkisi altına almış durumda. Böyle bir kültür karşısında katı, mülayim ‘kurumsal’ bir duruş sergilemek, sanal dünyadaki anlık, açık, saf ve işlenmemiş iletişim biçimine alışkın tüketicilere tamamen ters gelen bir şey (MATURIALISM bültenimize de göz atmanızı öneririz). Ayrıca, insanların tüm hayatlarını – hataları ve kusurlarıyla birlikte – online olarak herkesle paylaştığı bir ortamda markalardan da öyle yapmaları bekleniyor.

Son olarak: doğası gereği insan hiç bir zayıf, kusurlu veya hatalı yönü olmayan (ya da yokmuş gibi davranan) insanlarla gerçek bir iletişim kurmakta, onlara karşı yakınlıklık veya güven duymakta zorlanır – bu durumun markalar için farklı olması için bir sebep yok.

TRANSPARENCY TRIUMPH | “ŞEFFAFLIĞIN ZAFERİ”

Tüketicilerin markaların kişilik sahibi olması beklentisinin ardında, ürün ve hizmetler hakkında ortada dolaşan sayısız kullanıcı yorumu, tavsiye, puan, rapor, bilgi sızıntısı yatıyor. TRANSPARENCY TRIUMPH trendinden 2009’da ilk bahsedişimizin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen tüketiciler neredeyse yüzde yüz şeffaflık elde etmiş durumda.

Diğer yandan ‘şeffaflık’ ‘iş dünyasının en önemli temalarından’ biri olmaya devam edecek gibi görünüyor: frictionless sharing’den (kişinin okuduğu bir yazı veya dinlediği müzik hakkında üyesi olduğu sosyal ağ üzerinde eşzamanlı bildirim sağlayan bir özellik), daha önce görünmez olan dataların görsel bir boyut kazanmasına [DIY HEALTH (KENDİN YAP SAĞLIK) trendimize göz atın] ve hatta Wikileaks’in hükümet, marka, kurum ve bireyleri mecbur bıraktığı zorunlu şeffaflığa kadar, her şey şeffaflığın kalıcı olacağına işaret etmekte. Herkesin her şeyden haberdar olacağı (tutum, fiyat, kalite, davranış vs.) ve dolayısıyla her şeyin potansiyel ‘kusurlarının’ birileri tarafından ortaya çıkarılabileceği bir dünyaya hazır olun.

“Madem ki tüketiciler ürün, hizmet ve aktiviteleriniz hakkında her türlü detaydan zaten haberdar, o halde hata ve eksikliklerinizi kabullenmek ve eğlenceli bir hale getirmekten başka çareniz yok.”

Akılda bulundurmakta fayda olan iki nokta:

(1)

Kusursuzluk gerçekleşmesi olanaksız ve oldukça da tehlikeli olan bir hayal. Orada burada çıkan tek tük olumsuz yorumlar markanızı öldürmez. Hatta tam tersine: tüketicilerin, yanı başında olumsuz değerlendirmeler de yer alan olumlu değerlendirmelere daha çok güvendiği biliniyor. Zira tüketiciler aptal değiller: ürünlerin her zaman herkesi aynı anda memnun edemeyeceğinin bilincindeler. Bir kaç istatistik:

Tüketicilerin % 68’i aynı anda hem iyi hem de kötü skorların yer aldığı ürün değerlendirmelerine daha çok güvenirken, % 30’u eğer hiç olumsuz değerlendirme yapılmamışsa sansürden ya da yorumların sahte olmasından şüpheleniyor (Kaynak: Reevoo.com, Ocak 2012).

Yeni bir ürün veya hizmeti denemeden önce onunla ilgili olumsuz yorumları da okuyan tüketiciler standart bir tüketiciye oranla markaya % 67 daha fazla yeni müşteri kazandırıyor (Kaynak: Reevoo.com, Ocak 2012).

 (2)

Bir şeyler her zaman ters gidecektir, işe bunun önüne geçmenin imkânsız olduğunu kabul etmekle başlayın. Tüketicilerin elinin altında şikayetlerini eskisine göre çok daha yüksek sesle dile getirmek için kullanabilecekleri çok sayıda araç var, evet, ancak markalar da aynı platformlardan anında tepki verme şansına sahipler. İyi yönetildiğinde, hatalar FLAWSOME yani muhteşem hatalara dönüştürülebilir ve bu yöntemle sıfırdan itibar elde etmek mümkün olmasa bile, en azından kaybedilen itibar geri kazanılabilir.

Twitterda bugüne kadar herhangi bir marka hakkında şikayetini dile getiren tüketicilerin % 76’sına hiç bir geri dönüş yapılmamış. Kendisiyle iletişim kurulan tüketicilerin ise % 83’ü bu durumdan hoşlandığını ve % 85’i verilen yanıttan memnun kaldığını belirtiyor (Kaynak: Maritz Research, Eylül 2011).

Lüks oteller zinciri Four Seasons Ocak 2012’de internet sitesini yeniledi. Sitenin yeni yapısında TripAdvisor, Facebook ve Twitterda Four Seasons otelleri hakkında yapılan yorumlara son derece görünür bir şekilde yer verilirken, kullanıcılar linklere tıklayarak site dışındaki bu içeriklere anında ulaşabiliyor. (Lüks markaların internet sitelerinde nadir görülen bir uygulama)

Güzellik ürünleri markası Smashbox Social Shop satışa sunulan ürünlerin yanında ürünlerin Facebooktaki ‘Beğeni’ durumuna ve ürünler hakkında yapılan yorumlara yer veriyor. Kullanıcılar ayrıca arkadaşlarının beğendiği ya da yorum yaptığı ürünleri görme şansına de sahip oluyorlar.

Kraft Foods’un Miracle Whip markası Şubat 2011’de ‘Miracle Whip herkes için değil. Peki sen Miracle Whip’lik misin?’ sloganıyla yeni bir reklam kampanyasına başladı. Markanın YouTube kanalında bu mayonezimsi sosa bayılan (ya da ondan nefret eden) ünlülerin videoları yayınlandı. Videoları izleyen tüketiciler de sos hakkındaki düşüncelerini oylarıyla ifade edebiliyorlardı. Şubat 2012 sonuçlarına göre, 60,000 kişi markayı ‘beğenirken’ sadece 4,000 kişi ‘nefret’ ettiğini ifade etti.

Brezilyalı tüketiciler Frito-Lay’in Ruffles marka patates cipsinin Facebook sayfasında sık sık ürün paketinin içindeki hava miktarının çokluğundan ve cips oranının düşüklüğünden dert yanıyorlardı. Ruffles, şikayetler karşısında tüketicileri aydınlatmak için cipsin fabrikadan satış noktalarına ulaşana kadar ki yolculuğunu anlatan ve paketin içindeki havanın hava yastığı işlevi üstlenerek cipsleri nasıl koruduğunu gösteren bir infografik tasarlattı.

Kaynak: TrendWatching

(SERP) ARAMA MOTORU SONUÇLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME / İNFOGRAFİK

Arama motorlarını kullanarak isteğimiz doğrultusunda yapacağımız araştırma sonuçları karşımıza detaylı analizler ile  gelir. Bu sayfa analizlerinin amacı tüketiciye aradığı şey hakkında yardımcı olmak, daha doğrusu satınalma sürecini kolaylaştırmaktır. Hakikaten, gelinen bu noktada artık aklımıza ne geliyorsa bu arama motorlarını ciddi derecede kullanır hale geldik, sanki elimiz ayağımız oldu. Vazgeçemiyoruz getirdiği rahatlıktan. İşte bu konunun önemini ve şu anki durumunu anlayabilmek için aşağıda bir infografik hazırlanmıştır. Bu infografik, ABD’deki sonuçları içermekte olup ReachLocal tarafından derlenmiştir.

Bu infografiğe göre;

ABD’de de yaşayan yetişkinlerin % 59’u, bir bilgi aradıklarında bu arama motorlarının getirdiği sonuçları mutlaka dikkate alıyor ki bu aslında oldukça büyük bir oran internetin tarihine baktığımızda.

Arama motoru sonuç sayfaları temel olarak 4 ana bölüme ayrılıyor:

  • The Search Bar (Arama Çubuğu)
  • Paid Search Ads (Ödenmiş Arama Sonuçları – Bir bedel karşılığında öne çıkan arama/reklam sonuçları)
  • Organic Results (Organik Sonuçlar)
  • Related Searches (İlgili Aramalar)

 The Search Bar (Arama Çubuğu)

Arama çubuğunda tüketiciler genelde 3 tür arama yapıyor:

Informational (Bilgilendirme) –  Kullanıcı genel bir bilgi yada ürün arar:  “Pasta” / “Araba Markaları”

Navigational (Bilgi ve yer bulma) – Kullanıcı daha net bir bilginin ve yerinin peşindedir: “Mahfel Cafe – Bursa” / “Özdilek Havlu”

Transactional (Transaksiyonel) – Kullanıcı daha bilinçli bir şekilde hedefe doğrudan yönelik bir arama yapar: “Taze ve kaliteli kestane şekeri Bursa’dan alınır”

Ek Bilgiler:

– İnternet aramalarının % 93’ü arama motorlarından sağlanır.

– Google’daki aylık arama sayısı 100 milyardır.

– Aramalarda kullanılan ortalama kelime sayısı 4,99‘dur.

Paid Search Ads (Ödenmiş Arama Sonuçları – Bir bedel karşılığında öne çıkan arama/reklam sonuçları)

Sponsorlu bağlantılar olarak bilinir. Bu reklamlar PPC (Pey Per Click / Tıklama başına ödeme)sistemi ile çalışır. Arama yapan kullanıcıların % 93’ü bu şekilde karşısına gelen bilgileri/bağlantıları mutlaka inceler.

Organic Results (Organik Sonuçlar)

Web sitenize arama motorlarından gelen ziyaretçilerin sağladığı trafiği/erişimi ifade eder. Organik sonuçlar için web sitenizin arama motoru optimizasyonun çok iyi yapılandırılması gerekir. Web siteniz arama motoru ile ne kadar uyumlu ise o kadar başarılı sonuçlara ulaşılabilir.

4 temel yapı taşı vardır

SNIPPET – Web sitenizin meta tanımıdır.

URL – WEB sayfanızın SERP’te görüntülenen adresidir.

SITELINKS – Kullanıcının arama yaptığı şey doğrultusunda ilgili diğer bağlantıların görüntülenmesidir.

TITLE – Arama yaptığınız sayfa hakkında genel başlık bilgilerini içerir.

Local Results (Lokal Sonuçlar)

4 temel yapı taşı vardır

BUSINESS NAME – Aranılan bilgiye ait ticari isim ve benzeri bağlantılar

RATINGS & REVIEWS – Arama sonuçlarına göre oluşan bir tür kredi notu diyebiliriz.

MAP ICON – Harita üzerinde kullanılan simge, işyeri adresi.

ADDRESS – Açık iş yeri adresi.

Related Searches (İlgili Aramalar)

Arama motorları, aradığınız bilgiyi analiz ederek ilgili olabilecek diğer bilgi bağlantılarını size ek olarak gösterir.

Kaynak: ReachLocal

POINT & KNOW (İŞARET ET & ÖĞREN) TRENDİ

Şimdilerde üzerilerinde akıllı telefon taşıyan tüketiciler, dış dünyada karşılaştıkları birçok şey hakkında anında bilgi sahibi olabildikleri (hatta satın alma yapabildikleri) bir dünyanın keyfini çıkarıyor. Şimdi bu trende yatırım yapmış olan markaların uygulamalarından bir şeyler öğrenmenin ve kendi uygulamalarınızı yapmaya başlamanın kesinlikle tam zamanı!

Tüketicilerin bilgiye susaması yeni bir şey değil. Bilgi gücü ve kontrolü tüketicilerin eline vermekle kalmıyor, kesinlik ve garanti de sağlıyor (en azından illüzyonunu yaratıyor). Bu nedenle bilgi iyinin de iyisini arayan günümüz tüketicilerinin talep listesinde üst sıralardaki yerini her zaman koruyacaktır. Diğer yandan keşif unsurunun da olaya eğlence kattığı unutulmamalı.

Hemen her şeyi neredeyse takıntılı bir şekilde googleladığımız bir on senenin ardından, bugün doğru verileri (metin halinde) girdiğimiz sürece aradığımız bilgiye anında ulaşmayı sıradan ve beklenen bir şey olarak görüyoruz. Ulaşılması ve aşılması beklenen bir sonraki sınır görsel bilgi arayışının tatmini: tüketicilerin gerçek dünyada karşılaştıkları ve ilgilerini çeken nesneler hakkında daha doğal yöntemlerle ve hareket halindeyken basitçe akıllı telefonlarını* bu nesnelere doğru yönelterek bilgi edinmeleri.

Nasıl ‘internete girmek’ için artık bilgisayarın karşısında (masada!) oturuyor olmak gerekmiyorsa, bir şeyler keşfetmek için de metinle arama yapma zorunluluğu ortadan kalkacak. İnsanlar gördükleri ya da işittikleri her şey hakkında ne olduğunu bilmeseler ya da sözcüklerle tarif edemeseler bile anında bilgi sahibi olabilecek (hatta satın alabilecekler).

* Bir çok dijital tüketici trendinde olduğu gibi, POINT-KNOW-BUY trendinin de arkasındaki itici güç de (neredeyse onlara yapışık halde yaşadığımız) akıllı telefonlar ve ‘görsel’ bir teknoloji ekosisteminin (QR kodlardan gelişmiş görsel aramaya kadar) oluşmuş olması.

“POINT-KNOW-BUY | Bilgiye metin formunda arama yaparak ulaşmak herkes için ulaşılabilir bir şey olduğundan beri, bilgiye görsel arama yoluyla ulaşma yarışı başladı. Yakında gerçek dünyada karşılaştığımız her nesne (hatta kişi) akıllı telefonu olan hareket halindeki tüketiciler tarafından ‘bilinebilir’ hale gelecek. Zira tüketiciler telefonlarını canlarının istediği herhangi bir şeyin üzerine getirerek o şey hakkında detaylı bilgi sahibi olabilecekler. Ve evet bu yeni ticaret imkânları yaratan bir şey olabilir ;-)”

UYARI VE ÖNGÖRÜ

POINT-KNOW-BUY henüz yeni ortaya çıkan bir tüketici trendi. Tüketicilerin bilgiye her an her yerde kolayca ulaşma arzusunda oldukları kesin, ancak yukarıda sözünü ettiğimiz teknolojilerin bir çoğunun henüz gelişme aşamasında olduğu dikkate alınırsa, sürecin yaygın, kesintisiz ve (en önemlisi) güvenilir hale gelmesi için bir miktar zaman geçmesini beklemek şart gibi görünüyor.

Gerçekten de tüketicilerin içinde bulundukları INFOLUST (daha fazla bilgi için yanıp tutuşma) hali ancak aşağıdaki koşullar yerine geldiğinde gerçekten tatmin olabilir:

  • POINT & KNOW trendinin adında da belirtildiği gibi işaret et, öğren satın al prensibi sadece önceden belirlenmiş bazı nesneleri ya da kodu olanları değil, any görsel evreni kapsadığı zaman.
  • Yazılım cihazlara tamamen entegre olup, ek uygulamalara ihtiyaç duyulmadığı zaman.
  • Resim / ses tanıma işlevleri kötü ışık, gürültü ve yamuk açılar gibi gerçek koşullarda da mükemmel çalıştığı zaman.

Örneklerden de görebileceğiniz gibi, gelişmeler bizi bu noktaya doğru götürmekte.

TEKNOLOJİK PLATFORMLAR

POINT-KNOW-BUY trendinin gelişimini tetikleyen teknolojilere hızlı bir bakış:

QR KODLARI

Yıllardır etrafta olan QR kodları sonunda tüketici algısına girmeyi başardı. Ancak bu defa da yerini, aşağıda sözünü ettiğimiz daha yeni ve çoğunlukla daha doğal teknolojilere bırakması olasılığı yüksek.

ETİKETLEMEK’

Tüketicilerin hizmetine sunulmuş nesnelerin ve seslerin taşıdığı gözle görülmez işaretleri okuyabilen ve bu sayede bilgi ya da aksiyon ortaya koyan sayısız uygulama mevcut. Bu trendin nereye varabileceği hakkında bilgi sahibi olmak için Blippar ve Aurasma dergilerinin interaktif kapaklarına göz atmanızı öneririz.

AUGMENTED REALITY (ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ GERÇEKLİK)

Tanımı dijital içeriğin fiziksel dünyaya eklenmesi ya da fiziksel ve sanal olanın içi içe geçmesi (ekranda gözüktüğü şekliyle). Bugüne kadar yapılan zenginleştirilmiş gerçeklik (AR) uygulamalarının çoğu (örneğin Wikitude) kullanıcının telefonundaki GPS ve pusula alıcıları sayesinde kullanıcının ne yöne baktığını ‘tahmin etmeye’ dayalıydı. Bugünlerde ise yeni nesil, daha güçlü, görsel aramaya dayalı AR teknolojileri görülmekte (aşağıdaki gibi).

GÖRSEL ARAMA

POINT-KNOW-BUY trendinin gelecekteki versiyonu. (Google Goggles ve Layar Vision gibi) ‘akıllı’ imge tanıma teknolojilerinin, arama yapmak ve belirli bir içeriği sunmak için, kullanıcının coğrafi konumunu belirlemeye çalışmak yerinde, sadece görüntülenen nesnenin ne olduğunu tanımlamaya odaklanması. Bu şartlar altında telefonunuzun kamerasını Eiffel Kulesi’nin resmine yöneltmenizle, Eyfel Kulesi’nin kendisine yöneltmeniz arasında hiç bir fark yoktur.

leafsnap kullandığı resim tanıma teknolojisi sayesinde, kullanıcıların yaprağının fotoğrafını çekerek ağacın türünü öğrenmesine imkân tanıyan ücretsiz bir uygulama.

Google’ın Skymap uygulaması kullanıcının telefonunu gökyüzüne çevirerek gökyüzündeki nesneler, ve yıldız kümeleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmasına olanak tanıyarak harika bir POINT & KNOW örneği sergiliyor, Star Chart ve Star Walk benzer iPhone uygulamalarından ikisi.

Heinz kısa süre önce Blippar teknolojisine dayalı bir ‘zenginleştirilmiş gerçeklik yemek kitabını’ tüketicilerin kullanımına sundu. Kullanıcılar telefonlarının kamerasını Heinz ketçap şişesinin alt bölümüne odaklayarak tek tek şişeden dışarı çıkan tarifleri görebiliyordu.

Kaynak: TrendWatching

BLOGLAR SANAL DÜNYANIN ŞİİRİDİR

Sanatsal Şiir bir yalnızlık üretimidir.

Bireysel sanal dünyanın şiiri de bloglardır.

Kısa, özlü ve etkili cümleler ile insanlar duygu ve düşüncelerini paylaşıyorlar.

Önce kendileri ile…

Kişisel tarihlerimizi geçmişte günlüklerde izlerdik.

Şimdi ise yaşamlarımızı bloglarda paylaşıyoruz.

Havaya yazılan yazılar gibi…

Issız adalarda yaşayıp şişeye konulan notlar gibi…

En çok kendimizden uzaklaşıyoruz sonra çevremizden.

Medyanın insanı “sığlaştıran”  robotlaştıran tüketici böcek bombardımanına karşı her blog okyanusunda keşfedilmemiş bir ada.

Hala insanlık tohumlarının yaşadığı.

Mikro ölçekte olsa bile bu yaşam mercan adalarını doğuracak bir sonra ki yüzyılda.

Onların CNN’leri var ise bizim de bloglarımız var…

Her blog insanlık için bir umut.

Önemsiyorum ve umutlanıyorum farklı her bloğu okuduğumda.

Yeter ki içten olsun .

Şiir tadında sezsizce içten okunabilsin.

Gözlerde 1 iz bıraksın.

Bir nöronda doğup başka nörona aksın ki !

1 “mem”

o zaman 2 üstü n !

Olabilir.

May be..

Konuk Yazar: Cahit GÜNAYDIN | WEB – BLOG

2013 YILININ EN ÖNEMLİ 10 TÜKETİCİ TREND TAHMİNİ

2013 yılı ihtiyaçların  ve fırsatların yağmur gibi yağdığı bir yıl olacak. Bazı ülkelerin ekonomileri nispeten idare ederken, diğerleri sallanmaya devam edecek. Ancak; kesin olan bir şey var ki hangi pazar ya da sektörde olurlarsa olsunlar, değişen tüketici ihtiyaç, istek ve beklentilerini doğru yakalayan ve bunlara doğru ürün ve hizmetler ile yanıt verebilenler 2013’de de sayısız kâr etme fırsatları bekliyor olacak. Sınırları yeniden çizilmiş bir küresel ekonomi, yeni teknolojiler ve yeni iş modelleri…

Tüm bunlar kimin hoşuna gitmez ki?

Aşağıda TrendWatching tarafından hazırlanan çalışmanın geniş bir özeti sizler için derlenmiştir. İşte gelecek 12 ay boyunca dikkatle takip edip uygulamaya taşımanızı önerdiğimiz en önemli 10 tüketici trendinin (rastgele sıralamayla) özeti:

PRESUMERS&CUSTOWNERS:

“Tüketiciler yeni ürün ve markaların fon arayışı ve önlansman süreçlerinin parçası olabilmelerini sağlayan yöntemleri giderek daha çok benimseyecek.”

Tüketicilerin, sevdikleri (yeni) ürün ve markalara fon sağlamak, tanıtım ve gelişimlerine katkıda bulunmak için kullanabilecekleri yol ve yöntemleri giderek daha çok benimsemeye başlamaları sayesinde, ön-sipariş, crowdfunding (kitle fonlama) ve tüketici değeri gibi kavram ve pratiklerin 2013’de geleneksel tüketim alışkanlıkları ile rekabet edecek düzeye erişmesi bekleniyor…

Bu bağlamda PRESUMER tüketicilerin crowdfunding platformlarında harcadığı tutarın 2009 yılında sadece 530 milyon USD’dan 2011’de 1.3 milyara ve 2012’de de 2.8 milyar USD’a ulaşmasına şaşırmamak gerekir. (Kaynak: Massolution/The Economist, Mayıs 2012).

PRESUMER tüketicilerin geçeceği bir sonraki aşama ne olabilir?

CUSTOWNERS: Pasif tüketici konumundan, markalara fon sağlama/yatırım yapmaya (hisselerini satın almak da dahil) doğru aşama kaydeden tüketiciler.

Ancak, bu iş bilinci yüksek tüketiciler çoğunlukla finansal olduğu kadar duygusalda bir kazanç peşindeler. İşte bu yüzden, sadece açık, dost canlısı, dürüst, güvenilir, şeffaf, ve öyle ya da böyle ‘insani’ yapıdaki markalar bu hevesli CUSTOWNER tüketicilerin ilgisini çekmeyi başarabilecek.

Örnek:

Eylül 2012’de Hong Kong’da kurulan online bir platform olan ZAOZAO kendisini “sosyal ön-perkandeci” olarak tanımlıyor. ZAOZAO moda tasarımcılarına lansman öncesi ürünlerini sitede sergileme ve sitenin modasever takipçileri arasında üretim için fon toplama imkânı sağlıyor.

EMERGING:

“Dünyanın her yerindeki yeni gelişmekte olan markalar, dünyanın her yerindeki yeni gelişmekte olan orta sınıfların ihtiyaçlarını karşılamakta.”

Son yirmi yıl, gelişmekte olan pazarlara ürün ve hizmet götüren gelişmiş ekonomiler ve sonlara doğru gelişmiş ekonomilere ürün ve hizmet götüren gelişmekte olan ekonomilerle ilgiliyken, şu anda bambaşka bir trendle karşı karşıyayız. Gelişmekte olan pazarların yine gelişmekte olan diğer pazarlara yönelik geliştirdiği ürün ve hizmetlerde bir patlamaya hazır olun…

Çin ve Brezilya markalarının Türkiye, Hindistan veya Güney Afrika’daki orta sınıflara sattığını düşünün! Ve de tam tersini…

Yeni gelişen ekonomilerin sahip olduğu markaların diğer gelişmekte olan ve hızlı büyüyen pazarlara girmesi ve ürün/hizmetleriyle önemi her geçen gün artmakta olan orta sınıflara hitap etmeye başlamaları sonucunda, küresel piyasaların yeni süper güçlerinin gelişmekte olan ekonomilerden çıkması kaçınılmaz olabilir!

Rakamlar gerçekten son derece ilginç: 2013 yılında ilk kez yeni gelişmekte olan ekonomilerin toplam gayrisafi millî hasılası gelişmiş ekonomilerin üzerine çıkacak: Satın alma gücü paritesi olarak ölçüldüğünde 44.1 trilyon USD’a karşılık 42.7 trilyon USD (Kaynak: IMF, Ekim 2012).

Örnek:

Türkiye merkezli Peak Games, Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika genelinde sahip olduğu ayda 30 milyon aktif kullanıcıyla şu anda dünyanın 3.en büyük sosyal oyun platformu. Şirket 2012’nin ilk çeyreği itibariyle gelirlerini 2011’in ilk çeyreğine kıyasla ona katlamış durumda.

MOBILE MOMENTS:

“Çok sayıda işin, hatta aşırı sayıda işin aynı anda yapıldığı bir yaşam tarzı: 2013 yılı mikro-kolaylık, mini-deneyim ve dijital çerezlerin hakimiyetine sahne olacak.”

‘Mobil’ teknolojiler alanında yaşanacak bir sonraki gelişmeyi merak edenlere davranışsal bir içgörü: 2013’de tüketiciler, deneyim, satın alma ve iletişim alanında birçok işi aynı anda yaparak, yaşadıkları her bir anı maksimize etmek için cep telefonlarına yönelecekler…

Tüm bunlar gösteriyor ki, önümüzdeki 12 ay boyunca MOBILE MOMENTS trendinde özellikle şu alanlarda bir patlama beklemeliyiz: Cep telefonu ve mobil cihaz seven tüketicilerin çok sayıda işi aynı anda yaparak (kesintisiz) bir yaşam tarzına kavuşmalarına imkan sağlayan her tür ürün, servis ve deneyimlerde.

Amerika’da akıllı telefon sahibi yetişkinlerle yapılan bir araştırmanın sonuçları, kadın katılımcıların % 63’ünün, erkek katılımcıların ise % 73’ünün telefonlarını kontrol etmeden bir saatten fazla duramadıklarını ortaya koyuyor. (Kaynak: Harris Interactive, Haziran 2012).

Yapılan araştırmalar yaşları 18 ve 24 arasında değişen cep telefonu kullanıcılarının günde ortalama 109.5, ayda ise 3,200’den fazla mesaj alıp verdiğini gösteriyor. (Kaynak: Pew Research Centre, Eylül 2012).

Android kullanıcılarının mobil cihaz uygulamaları kullanım alışkanlıklarıyla ilgili yürütülen akademik bir çalışma, kullanıcıların ortalama günlük mobil cihaz kullanım süresinin günde bir saat olmasına rağmen, ortalama uygulama kullanım süresinin bir dakikanın biraz üzerinde olduğunu ortaya koydu. (Kaynak: DFKI, November 2011).

Örnek:

Jana, gelişmekte olan pazarlardaki cep telefonu kullanıcılarının SMS üzerinden pazar araştırma anketlerine katılmasına olanak tanıyan bir servis. Üyelerin katılım karşılığında bedava kontör kazandığı servis, mobil operatörlerle yaptığı ortaklığın sonucu olarak, 100’den fazla ülkede yaklaşık 3.5 milyar kişiye ulaşıyor.

NEW LIFE INSIDE:

“Artık ürünlerin geriye bir şeyler vermesinin zamanı geldi.”

2013’de ivme kazanması beklenen günümüze özgü bir eko-trend: İçlerinde yeni bir yaşam ihtiva eden ürün ve hizmetler fenomeni. İmha edilmek veya (bir başkası tarafından) geri dönüştürülmek yerine ürünler yeni bir şey yetiştirmek üzere doğaya geri verilebilir. Üstelik bu süreçte elde edilen eko-statü ve eko-öyküler de çabası…

Elbette NEW LIFE INSIDE ürünler temel sürdürülebilirlik sorunlarına bire bir çözüm getirmiyor. Ancak 2013 yılında sıradan bir tüketim ürününden çevreye faydalı canlı bir yaşam yaratabilmeye her zamankinden çok daha fazla sembolik değer atfediyor olacağız.

Örnek:

Sprout büyüdüğünde bitki olmak isteyen bir kurşun kalem. Kalem bitmeye yaklaştığında toprağa ekilebiliyor: kalemin ucundaki tohum kapsülü suyla temas halinde çözülüp, tohumun filizlenmesine ve büyümesine olanak sağlıyor. Eylül 2012’de yatırım toplamaya ayrılan süre sona erdiğinde, proje 2000’den fazla destekleyici PRESUMER’dan 35,000 USD’ın üzerinde fon toplamayı başarmıştı.

APPSCRIPTIONS:

“Yeni ilaç: Dijital teknolojiler…”

Dijital teknolojiler yeni ilaçlar mı?

2013’de hastaların tıp kurumlarından, tedavi için kullanmaları gereken sağlık uygulamaları ve teknolojilerini tasdik etmelerini, durumları için uygun olanları seçip bir arada önermelerini veya “reçete etmelerini” talep etmelerini bekleyin…

Tıp uzmanlarının alınan sağlık sonuçlarını desteklemek için sağlık uygulama ve servislerine yönelmesi, dijital teknolojilerin ilaç özellikleri göstermeye başlamasına neden oldu.

Uzmanlara göre, bu dijital ‘ilaçlar’, tüketicilerin farkındalığını arttırmak, onları kurallara uymaya yönlendirmek ve uzaktan takip sayesinde uyarı sinyallerinin erkenden alınmasına olanak tanımak suretiyle sağlık alanında yapılan harcamaları azaltmayı vaat ediyor.

Sağlık sektöründe faaliyet göstermiyor ve APPSCRIPTIONS trendinin size hitap etmediğini düşünüyor olsanız bile, iddiaya varız ki altında yatan ve ondan daha güçlü bir trend olan mobil hizmet trendini incelemeye ayıracağınız bir saat son derece faydalı içgörüler kazanmanıza yardımcı olabilir.

Örnek:

Avustralya’da devlet destekli ‘National Prescribing Service’ (Milli Reçete Servisi) Haziran 2012’de Antibiotik Hatırlatıcı uygulamasını vatandaşların kullanımına sundu. Ücretsiz akıllı telefon uygulaması, hastaların reçetelerinde yer alan ilaçlar için hatırlatma mesajı almalarına olanak tanıyor, aldıkları ilaçları takip ediyor ve iyileşme sürecini takip etmek için bir iyileşme günlüğü tutuyor. Uygulama kullanıcıların antibiyotikleri doğru şekilde alarak, ilaçlarından en iyi şekilde fayda görmesini sağlamayı amaçlıyor.

CELEBRATION NATION:

“Kültürüyle hava atmak.”

Önümüzdeki 12 ay boyunca gelişmekte olan ekonomiler ulusal ve kültürel miraslarını gururla dış pazarlara ihraç edecek, hatta bunlarla gösteriş yapacak. Eskiden tamamen inkâr edilmeseler de açıkca küçümsenen semboller, yaşam tarzları ve geleneksel öğeler bu pazarlardaki tüketiciler için bundan böyle birer gurur kaynağına, diğer pazarlardaki tüketiciler için ise ilgi alanlarına dönüşüyor…

Bulunduğunuz pazar CELEBRATION NATIONS sınıfına dahil değilse, yeni gelişmekte olan ekonomilerden sıkı bir yerli markayla ortaklık yaparak onların rüzgârından yararlanmanın vakti gelmiş demektir.

Örnek:

Çin’in ilk lüks moda markası olan NE-TIGER doğu ile batıyı buluşturan etnik ilhamlı tasarımlarıyla ünlü. Marka, Eylül 2012’de İtalya Milano’da, ‘Huafu’ adlı en son koleksiyonunu sunmadan önce şirketin kurucusu Zhang Zhifeng “Çin’den Dünyaya” başlıklı bir konuşma yaptı.

DATA MYNING:

“Tüketicilerin tercihi ‘büyük’ değil ‘iyi’ veri.”

Bugüne kadar süregelen ‘büyük veri’ tartışması şirketlerin müşterileri hakkında sahip oldukları verilerin değeri konusuna odaklanmaktaydı. Tüketicilerin yaşam tarzları hakkındaki verilerin kendilerine ait olması ve bunları diledikleri şekilde kullanma talepleri ve toplanan verileri proaktif olarak, müşterilerinin davranışlarını geliştirmek ve/veya tasarruf etmek konularında onlara yardımcı olmak için kullanan markalara yönelmeleriyle, 2013’de bu bakış açısının tersine dönmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Bu arada, tüketiciler doğru ve iyi hizmet aldıklarını düşünmek isterler ama izlenmek de istemezler.

Örnek:

Ekim 2012’de hizmete giren Movenbank, kullanıcıların finansal alışkanlıklarını geliştirmek ve gösterdikleri pozitif gelişimi ödüllendirmek prensibine dayalı bir finansal hizmet platformu. Sistem kullanıcının CRED skoruna dayalı olarak işliyor. Kullanıcının harcama ve tasaruflarını iyi yönetmesi ve ‘sosyal ağlardaki etkisinin’ artması durumunda CRED skoru da artıyor. CRED skoru yüksek olan kullanıcılar daha düşük fiyat ve ek ürünlere erişim gibi avantajlardan yararlanabiliyor.

AGAIN MADE HERE:

“Yeni hizmet ekonomisi yerli üretim.”

Tüketicilerin NEWISM tutkusu ve niş ürün ve hizmetler konusundaki doymak bilmez iştahı, doğru ürüne hemen sahip olma isteği ve beklentisi, ekolojik endişeler ve bitmek bilmeyen ilginç öykü arayışları, 3D-baskı ve siparişle üretim gibi yerli üretim teknolojilerinin yaygınlaşması gibi trendlerle bir araya gelerek, 2013’de gelişmiş pazarlarda yerli üretimde yeniden canlanmayı tetikleyecek…

Diğer yandan tüketicilerin AGAIN MADE HERE trendine kucak açması, Çin’in yükselen işgücü maliyetleri, uzun teslimat süreleri ve hassas küresel tedarik zincirler nedeniyle endişelenen yöneticiler tarafından da olumlu karşılanmakta.

Bilgi:

Her beş Amerikalı alışverişçiden dördü (%76) ürünlerin üzerindeki “Amerika’da Üretilmiştir” ibaresine dikkat ediyor ve bu ürünleri diğerlerine tercih etme olasılıkları ise daha yüksek. (Kaynak: Perception Research, Haziran 2012).

Örnek:

Fremont, Kaliforniya’da üretilen Tesla Model S araçlarının ilk teslimatı Haziran 2012’de gerçekleştirildi. Lityum pil ile çalışan ve 4.5 saniyede 60 mil hıza ulaşan araç kullanıcıya gerçek bir spor araç performansı yaşatıyor. Kullanıcı, Model S’in kablosuz internet erişimine sahip (akıllı telefonlarla senkronize çalışabilen) dokunmatik ekranlı konsolu üzerinden navigasyon, müzik ve klima gibi sistemlere ulaşabiliyor.

FULL FRONTAL:

“Şeffaflık yetmez, çırılçıplak soyun ve gururla dolaş.” 😉

Peki 2013’de şeffaflık mega trendi konusunda hangi yeni gelişmeleri bekleyebiliriz? Markalar ‘saklayacak hiçbir şeyleri olmaması’ aşamasından, saklayacak hiçbir şeyleri olmadığını proaktif bir şekilde göstermek ve ispat etmek aşamasına geçmek zorunda. Ayrıca ‘değerler’ ve ‘kültür’ gibi gösterişli ancak muğlak ifadelerden ziyade gerçek sonuçları baz alan, açık ve anlaşılır ifadeler kullanmaya başlamaları gerekiyor.

Elbette tüketicilerin tamamı bu derece talepkâr olmayacaktır. Ancak yüzde yüz şeffaflık giderek bir hijyen faktörü haline geleceği için, kendileri talepkâr olmayanlar bile, sadece bu konuları önemseyenlere karşı olsun, markaların etik ve çevreci olduklarını ispatlaması gerektiğini düşünecek.

Birkaç İstatistiki bilgi:

İşletmelerin doğru olanı yaptığına inanan tüketicilerin yüzdesi 2011’de %56’dan, 2012’de %53’e düştü. (Kaynak: Edelman, Ocak 2012).

Markaların yaşantılarına anlamlı bir olumlu katkı yaptığına inanan tüketicilerin oranı Avrupa’da % 8, Amerika’da ise % 5 olarak belirlenmiştir. İlginçtir ki bu oranlar Çin ve Latin Amerika ülkelerinde sırasıyla % 57 ve % 30 olarak ölçülüyor. (Kaynak: Havas, Şubat 2012).

Amerika’da, halkla kurumsal sosyal sorumluluk alanında elde ettiği gerçek sonuçları paylaşan markaların ürün ve hizmetlerini satın alma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu belirtme oranı % 69 iken, halka sadece bu alandaki misyon ve amaçlarından söz eden markaların ürün ve hizmetlerini satın alma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu belirtme oranı % 31’lerde kalıyor. (Kaynak: Cone Communication, Ekim 2012).

Şirketlerin çevreci iddialarına Amerikalıların sadece % 44’ü inanıyor. (Kaynak: Cone Inc, Mart 2012).

Örnek:

Brezilyalı çevre dostu kozmetik markası Natura yıllık faaliyet raporunda sosyo-çevresel hedeflerinin kapsamlı listesine yer veriyor. Geçtiğimiz yıl sonu raporunda, su tüketimi ve katı atıkları azaltmak, çalışanların eğitimine ayrılan zamanı arttırmak gibi hedeflerinin karşısında ‘Gerçekleştirilmedi’ ibaresi yer alıyordu. Bu hedefler 2012 için düzeltilerek listede yer almayı sürdürdü.

DEMANDING BRANDS:

“Markaların emri tüketicilerin başı üstüne.”

2013’de bazı uyanık markaların (yani ürün ve hizmetlerin daha sürdürülebilir ve şirket ve markaların sosyal konularda daha fazla sorumluluk sahibi olduğu bir geleceğe doğru o çok gerekli yolculuğa çoktan çıkmış markaların) müşterilerinin de katkıda bulunmasını talep ettiklerini göreceğiz…

Ancak tüketiciler kendilerini bir marka için öne atmadan önce o markanın vizyonuna tamamıyla güvenmek isteyecekler. Bu yüzden kendinizi DEMANDING BRAND olarak konumlamadan önce %100 şeffaf ve samimi olduğunuzdan emin olun.

2013 yılında önemi artması beklenen DEMANDING BRANDS trendi ile ilgili altı çizilmesi gereken diğer çok önemli nokta da şu: Tüketicilerin dikkatini çekmek için geçici olarak talepkâr bir marka gibi davranmak başka bir şey, sürekli olarak anlamlı taleplerde bulunan bir marka olmak bambaşka bir şey. Kolay olacağını kim söyledi?

Örnek:

Brezilyalı futbol takımı Vitoria 2012 yılının Haziran ayında takımın yeni formasını piyasaya sundu. Takımın renkleri normalde siyah kırmızı iken, piyasaya çıkan forma siyah beyaz idi. Takım Brezilyalı taraftarlarından formadaki kırmızı rengi geri getirmek için kan bağışında bulunmalarını istedi. Brezilya kan bankası hedeflediği kan bağışı hedefine ulaşma sürecine paralel olarak, 2012/2013 futbol sezonu boyunca takımın formasının üzerindeki 4 adet beyaz çubuk teker taker kırmızıya dönüyor olacak.

Kaynak: TrendWatching