FLAWSOME – HATALARINA RAĞMEN HARİKA OLMAYI BAŞARAN MARKALAR

FLAWSOME’ın tanımı:

Tüketiciler markalardan kusursuz olmalarını beklemiyor. Tam tersine onlar FLAWSOME* yani hatalarına rağmen harika olmayı başaran markaları bağırlarına basmaya hazır: hatalarını dürüstçe kabul edebilen, empati, cömertlik, tevazu, esneklik, olgunluk gösteren, espiri anlayışına sahip ve – nasıl desek – biraz karakter ve insaniyet sahibi markalar.

FLAWSOME trendinin arkasında iki tane itici güç var:

HUMAN BRANDS

İnsanların her şeyin ticari olmasına duyduğu nefretten, (dürüst ve dolaysız bilgiye ulaşımı kolaylaştıran) online kültürün yaygınlaşmasına kadar bir dizi faktör, tüketicilerin ilgisinin düz ve sıkıcı markalardan kişilik sahibi markalara doğru kaymasına neden oluyor.

TRANSPARENCY TRIUMPH

Ürün yorum ve değerlendirmeleri ve kurumlardan sızan bilgiler sayesinde günümüzde tüketiciler ürün ve hizmetler hakkında neredeyse yüzde yüz şeffaflık elde etmiş durumda (böylesi bir ortamda ürün ve hizmetlerin olası kusur ve eksikliklerini kolayca keşfediyorlar).

* Evet, FLAWSOME bugüne kadar uydurduğumuz en utanç verici trend ismi olmaya aday. Ama bahse gireriz hatırlamakta hiç zorlanmayacaksınız 😉

HUMAN BRANDS | “İNSANÎ MARKALAR”

FLAWSOME kendisinden daha büyük HUMAN BRANDS trendinin bir alt trendi. Daha önce yayınladığımız Trend Briefinglerde benzer eğilimlerden birçok kez söz etmiştik aslında: Örneğin RANDOM ACTS OF KINDNESS (RASTGELE İNCELİKLER), BRAND BUTLERS (KÂHYÂ MARKALAR), GENERATION G (G JENERASYONU) bültenlerimizde.

Yani HUMAN BRANDS çok da ‘yeni’ bir tema değil. Ancak yeni olan bir şey var ki o da dört ayrı akımın bir araya gelmesi sonucu tüketicilerin markaların tutum ve davranışlarına eskisinden çok daha fazla dikkat etmeye başlamış olmaları:

“…………doğası gereği insan hiç bir zayıf, kusurlu veya hatalı yönü olmayan (ya da yokmuş gibi davranan) insanlarla gerçek bir iletişim kurmakta, onlara karşı yakınlık veya güven duymakta zorlanır.”

Tüketicilerin kurumların yıllardır sergilediği tutum ve davranışlar karşısındaki hayal kırıklığı (artık) açık bir nefrete dönüşmüş durumda. Bundan böyle sadece kâr amacı taşıyan ticarî faaliyetlerini tüketicilerin farklı bir gözle görmesini sağlayabilen markalar tüketicilerin kalbinde bir yer edinebilir.

Dünya üzerindeki tüketicilerin yaklaşık % 85’i şirketlerin bireysel ve toplumsal düzeyde mutluluğu arttırmak için aktif olarak çaba göstermesi gerektiğini düşünüyor; bu oran 2010’da sadece % 15 idi (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Buna karşın, şirketlerin toplumsal ve ekolojik sorunları çözmek için yeteri kadar çaba gösterdiğini düşünenlerin oranı sadece % 28 (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Tüketiciler markaların kişilik sahibi olmasının kâr etmelerine engel olmadığını giderek daha iyi anlıyor (Zappos, Patagonia, Tom’s, Ben & Jerry’s, Michel et Augustin, Zalando gibi markaları hatırlayın). Mantıklı, yardımsever, eğlenceli ve neredeyse ‘insan’ gibi davranarak piyasada ayakta kalmayı başaran her bir işletme tüketicilerin geleneksel, sıkıcı, resmi kurumlardan daha fazla soğumasına neden oluyor.

Araştırmalar çoğu insanın dünya üzerindeki markaların %70’inin yarın ortadan kalkmasından zerre kadar etkilenmeyeceğini gösteriyor (Kaynak: Havas Media, Kasım 2011).

Online kültür şu anda tüm dünyayı etkisi altına almış durumda. Böyle bir kültür karşısında katı, mülayim ‘kurumsal’ bir duruş sergilemek, sanal dünyadaki anlık, açık, saf ve işlenmemiş iletişim biçimine alışkın tüketicilere tamamen ters gelen bir şey (MATURIALISM bültenimize de göz atmanızı öneririz). Ayrıca, insanların tüm hayatlarını – hataları ve kusurlarıyla birlikte – online olarak herkesle paylaştığı bir ortamda markalardan da öyle yapmaları bekleniyor.

Son olarak: doğası gereği insan hiç bir zayıf, kusurlu veya hatalı yönü olmayan (ya da yokmuş gibi davranan) insanlarla gerçek bir iletişim kurmakta, onlara karşı yakınlıklık veya güven duymakta zorlanır – bu durumun markalar için farklı olması için bir sebep yok.

TRANSPARENCY TRIUMPH | “ŞEFFAFLIĞIN ZAFERİ”

Tüketicilerin markaların kişilik sahibi olması beklentisinin ardında, ürün ve hizmetler hakkında ortada dolaşan sayısız kullanıcı yorumu, tavsiye, puan, rapor, bilgi sızıntısı yatıyor. TRANSPARENCY TRIUMPH trendinden 2009’da ilk bahsedişimizin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen tüketiciler neredeyse yüzde yüz şeffaflık elde etmiş durumda.

Diğer yandan ‘şeffaflık’ ‘iş dünyasının en önemli temalarından’ biri olmaya devam edecek gibi görünüyor: frictionless sharing’den (kişinin okuduğu bir yazı veya dinlediği müzik hakkında üyesi olduğu sosyal ağ üzerinde eşzamanlı bildirim sağlayan bir özellik), daha önce görünmez olan dataların görsel bir boyut kazanmasına [DIY HEALTH (KENDİN YAP SAĞLIK) trendimize göz atın] ve hatta Wikileaks’in hükümet, marka, kurum ve bireyleri mecbur bıraktığı zorunlu şeffaflığa kadar, her şey şeffaflığın kalıcı olacağına işaret etmekte. Herkesin her şeyden haberdar olacağı (tutum, fiyat, kalite, davranış vs.) ve dolayısıyla her şeyin potansiyel ‘kusurlarının’ birileri tarafından ortaya çıkarılabileceği bir dünyaya hazır olun.

“Madem ki tüketiciler ürün, hizmet ve aktiviteleriniz hakkında her türlü detaydan zaten haberdar, o halde hata ve eksikliklerinizi kabullenmek ve eğlenceli bir hale getirmekten başka çareniz yok.”

Akılda bulundurmakta fayda olan iki nokta:

(1)

Kusursuzluk gerçekleşmesi olanaksız ve oldukça da tehlikeli olan bir hayal. Orada burada çıkan tek tük olumsuz yorumlar markanızı öldürmez. Hatta tam tersine: tüketicilerin, yanı başında olumsuz değerlendirmeler de yer alan olumlu değerlendirmelere daha çok güvendiği biliniyor. Zira tüketiciler aptal değiller: ürünlerin her zaman herkesi aynı anda memnun edemeyeceğinin bilincindeler. Bir kaç istatistik:

Tüketicilerin % 68’i aynı anda hem iyi hem de kötü skorların yer aldığı ürün değerlendirmelerine daha çok güvenirken, % 30’u eğer hiç olumsuz değerlendirme yapılmamışsa sansürden ya da yorumların sahte olmasından şüpheleniyor (Kaynak: Reevoo.com, Ocak 2012).

Yeni bir ürün veya hizmeti denemeden önce onunla ilgili olumsuz yorumları da okuyan tüketiciler standart bir tüketiciye oranla markaya % 67 daha fazla yeni müşteri kazandırıyor (Kaynak: Reevoo.com, Ocak 2012).

 (2)

Bir şeyler her zaman ters gidecektir, işe bunun önüne geçmenin imkânsız olduğunu kabul etmekle başlayın. Tüketicilerin elinin altında şikayetlerini eskisine göre çok daha yüksek sesle dile getirmek için kullanabilecekleri çok sayıda araç var, evet, ancak markalar da aynı platformlardan anında tepki verme şansına sahipler. İyi yönetildiğinde, hatalar FLAWSOME yani muhteşem hatalara dönüştürülebilir ve bu yöntemle sıfırdan itibar elde etmek mümkün olmasa bile, en azından kaybedilen itibar geri kazanılabilir.

Twitterda bugüne kadar herhangi bir marka hakkında şikayetini dile getiren tüketicilerin % 76’sına hiç bir geri dönüş yapılmamış. Kendisiyle iletişim kurulan tüketicilerin ise % 83’ü bu durumdan hoşlandığını ve % 85’i verilen yanıttan memnun kaldığını belirtiyor (Kaynak: Maritz Research, Eylül 2011).

Lüks oteller zinciri Four Seasons Ocak 2012’de internet sitesini yeniledi. Sitenin yeni yapısında TripAdvisor, Facebook ve Twitterda Four Seasons otelleri hakkında yapılan yorumlara son derece görünür bir şekilde yer verilirken, kullanıcılar linklere tıklayarak site dışındaki bu içeriklere anında ulaşabiliyor. (Lüks markaların internet sitelerinde nadir görülen bir uygulama)

Güzellik ürünleri markası Smashbox Social Shop satışa sunulan ürünlerin yanında ürünlerin Facebooktaki ‘Beğeni’ durumuna ve ürünler hakkında yapılan yorumlara yer veriyor. Kullanıcılar ayrıca arkadaşlarının beğendiği ya da yorum yaptığı ürünleri görme şansına de sahip oluyorlar.

Kraft Foods’un Miracle Whip markası Şubat 2011’de ‘Miracle Whip herkes için değil. Peki sen Miracle Whip’lik misin?’ sloganıyla yeni bir reklam kampanyasına başladı. Markanın YouTube kanalında bu mayonezimsi sosa bayılan (ya da ondan nefret eden) ünlülerin videoları yayınlandı. Videoları izleyen tüketiciler de sos hakkındaki düşüncelerini oylarıyla ifade edebiliyorlardı. Şubat 2012 sonuçlarına göre, 60,000 kişi markayı ‘beğenirken’ sadece 4,000 kişi ‘nefret’ ettiğini ifade etti.

Brezilyalı tüketiciler Frito-Lay’in Ruffles marka patates cipsinin Facebook sayfasında sık sık ürün paketinin içindeki hava miktarının çokluğundan ve cips oranının düşüklüğünden dert yanıyorlardı. Ruffles, şikayetler karşısında tüketicileri aydınlatmak için cipsin fabrikadan satış noktalarına ulaşana kadar ki yolculuğunu anlatan ve paketin içindeki havanın hava yastığı işlevi üstlenerek cipsleri nasıl koruduğunu gösteren bir infografik tasarlattı.

Kaynak: TrendWatching

(SERP) ARAMA MOTORU SONUÇLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME / İNFOGRAFİK

Arama motorlarını kullanarak isteğimiz doğrultusunda yapacağımız araştırma sonuçları karşımıza detaylı analizler ile  gelir. Bu sayfa analizlerinin amacı tüketiciye aradığı şey hakkında yardımcı olmak, daha doğrusu satınalma sürecini kolaylaştırmaktır. Hakikaten, gelinen bu noktada artık aklımıza ne geliyorsa bu arama motorlarını ciddi derecede kullanır hale geldik, sanki elimiz ayağımız oldu. Vazgeçemiyoruz getirdiği rahatlıktan. İşte bu konunun önemini ve şu anki durumunu anlayabilmek için aşağıda bir infografik hazırlanmıştır. Bu infografik, ABD’deki sonuçları içermekte olup ReachLocal tarafından derlenmiştir.

Bu infografiğe göre;

ABD’de de yaşayan yetişkinlerin % 59’u, bir bilgi aradıklarında bu arama motorlarının getirdiği sonuçları mutlaka dikkate alıyor ki bu aslında oldukça büyük bir oran internetin tarihine baktığımızda.

Arama motoru sonuç sayfaları temel olarak 4 ana bölüme ayrılıyor:

  • The Search Bar (Arama Çubuğu)
  • Paid Search Ads (Ödenmiş Arama Sonuçları – Bir bedel karşılığında öne çıkan arama/reklam sonuçları)
  • Organic Results (Organik Sonuçlar)
  • Related Searches (İlgili Aramalar)

 The Search Bar (Arama Çubuğu)

Arama çubuğunda tüketiciler genelde 3 tür arama yapıyor:

Informational (Bilgilendirme) –  Kullanıcı genel bir bilgi yada ürün arar:  “Pasta” / “Araba Markaları”

Navigational (Bilgi ve yer bulma) – Kullanıcı daha net bir bilginin ve yerinin peşindedir: “Mahfel Cafe – Bursa” / “Özdilek Havlu”

Transactional (Transaksiyonel) – Kullanıcı daha bilinçli bir şekilde hedefe doğrudan yönelik bir arama yapar: “Taze ve kaliteli kestane şekeri Bursa’dan alınır”

Ek Bilgiler:

– İnternet aramalarının % 93’ü arama motorlarından sağlanır.

– Google’daki aylık arama sayısı 100 milyardır.

– Aramalarda kullanılan ortalama kelime sayısı 4,99‘dur.

Paid Search Ads (Ödenmiş Arama Sonuçları – Bir bedel karşılığında öne çıkan arama/reklam sonuçları)

Sponsorlu bağlantılar olarak bilinir. Bu reklamlar PPC (Pey Per Click / Tıklama başına ödeme)sistemi ile çalışır. Arama yapan kullanıcıların % 93’ü bu şekilde karşısına gelen bilgileri/bağlantıları mutlaka inceler.

Organic Results (Organik Sonuçlar)

Web sitenize arama motorlarından gelen ziyaretçilerin sağladığı trafiği/erişimi ifade eder. Organik sonuçlar için web sitenizin arama motoru optimizasyonun çok iyi yapılandırılması gerekir. Web siteniz arama motoru ile ne kadar uyumlu ise o kadar başarılı sonuçlara ulaşılabilir.

4 temel yapı taşı vardır

SNIPPET – Web sitenizin meta tanımıdır.

URL – WEB sayfanızın SERP’te görüntülenen adresidir.

SITELINKS – Kullanıcının arama yaptığı şey doğrultusunda ilgili diğer bağlantıların görüntülenmesidir.

TITLE – Arama yaptığınız sayfa hakkında genel başlık bilgilerini içerir.

Local Results (Lokal Sonuçlar)

4 temel yapı taşı vardır

BUSINESS NAME – Aranılan bilgiye ait ticari isim ve benzeri bağlantılar

RATINGS & REVIEWS – Arama sonuçlarına göre oluşan bir tür kredi notu diyebiliriz.

MAP ICON – Harita üzerinde kullanılan simge, işyeri adresi.

ADDRESS – Açık iş yeri adresi.

Related Searches (İlgili Aramalar)

Arama motorları, aradığınız bilgiyi analiz ederek ilgili olabilecek diğer bilgi bağlantılarını size ek olarak gösterir.

Kaynak: ReachLocal

POINT & KNOW (İŞARET ET & ÖĞREN) TRENDİ

Şimdilerde üzerilerinde akıllı telefon taşıyan tüketiciler, dış dünyada karşılaştıkları birçok şey hakkında anında bilgi sahibi olabildikleri (hatta satın alma yapabildikleri) bir dünyanın keyfini çıkarıyor. Şimdi bu trende yatırım yapmış olan markaların uygulamalarından bir şeyler öğrenmenin ve kendi uygulamalarınızı yapmaya başlamanın kesinlikle tam zamanı!

Tüketicilerin bilgiye susaması yeni bir şey değil. Bilgi gücü ve kontrolü tüketicilerin eline vermekle kalmıyor, kesinlik ve garanti de sağlıyor (en azından illüzyonunu yaratıyor). Bu nedenle bilgi iyinin de iyisini arayan günümüz tüketicilerinin talep listesinde üst sıralardaki yerini her zaman koruyacaktır. Diğer yandan keşif unsurunun da olaya eğlence kattığı unutulmamalı.

Hemen her şeyi neredeyse takıntılı bir şekilde googleladığımız bir on senenin ardından, bugün doğru verileri (metin halinde) girdiğimiz sürece aradığımız bilgiye anında ulaşmayı sıradan ve beklenen bir şey olarak görüyoruz. Ulaşılması ve aşılması beklenen bir sonraki sınır görsel bilgi arayışının tatmini: tüketicilerin gerçek dünyada karşılaştıkları ve ilgilerini çeken nesneler hakkında daha doğal yöntemlerle ve hareket halindeyken basitçe akıllı telefonlarını* bu nesnelere doğru yönelterek bilgi edinmeleri.

Nasıl ‘internete girmek’ için artık bilgisayarın karşısında (masada!) oturuyor olmak gerekmiyorsa, bir şeyler keşfetmek için de metinle arama yapma zorunluluğu ortadan kalkacak. İnsanlar gördükleri ya da işittikleri her şey hakkında ne olduğunu bilmeseler ya da sözcüklerle tarif edemeseler bile anında bilgi sahibi olabilecek (hatta satın alabilecekler).

* Bir çok dijital tüketici trendinde olduğu gibi, POINT-KNOW-BUY trendinin de arkasındaki itici güç de (neredeyse onlara yapışık halde yaşadığımız) akıllı telefonlar ve ‘görsel’ bir teknoloji ekosisteminin (QR kodlardan gelişmiş görsel aramaya kadar) oluşmuş olması.

“POINT-KNOW-BUY | Bilgiye metin formunda arama yaparak ulaşmak herkes için ulaşılabilir bir şey olduğundan beri, bilgiye görsel arama yoluyla ulaşma yarışı başladı. Yakında gerçek dünyada karşılaştığımız her nesne (hatta kişi) akıllı telefonu olan hareket halindeki tüketiciler tarafından ‘bilinebilir’ hale gelecek. Zira tüketiciler telefonlarını canlarının istediği herhangi bir şeyin üzerine getirerek o şey hakkında detaylı bilgi sahibi olabilecekler. Ve evet bu yeni ticaret imkânları yaratan bir şey olabilir ;-)”

UYARI VE ÖNGÖRÜ

POINT-KNOW-BUY henüz yeni ortaya çıkan bir tüketici trendi. Tüketicilerin bilgiye her an her yerde kolayca ulaşma arzusunda oldukları kesin, ancak yukarıda sözünü ettiğimiz teknolojilerin bir çoğunun henüz gelişme aşamasında olduğu dikkate alınırsa, sürecin yaygın, kesintisiz ve (en önemlisi) güvenilir hale gelmesi için bir miktar zaman geçmesini beklemek şart gibi görünüyor.

Gerçekten de tüketicilerin içinde bulundukları INFOLUST (daha fazla bilgi için yanıp tutuşma) hali ancak aşağıdaki koşullar yerine geldiğinde gerçekten tatmin olabilir:

  • POINT & KNOW trendinin adında da belirtildiği gibi işaret et, öğren satın al prensibi sadece önceden belirlenmiş bazı nesneleri ya da kodu olanları değil, any görsel evreni kapsadığı zaman.
  • Yazılım cihazlara tamamen entegre olup, ek uygulamalara ihtiyaç duyulmadığı zaman.
  • Resim / ses tanıma işlevleri kötü ışık, gürültü ve yamuk açılar gibi gerçek koşullarda da mükemmel çalıştığı zaman.

Örneklerden de görebileceğiniz gibi, gelişmeler bizi bu noktaya doğru götürmekte.

TEKNOLOJİK PLATFORMLAR

POINT-KNOW-BUY trendinin gelişimini tetikleyen teknolojilere hızlı bir bakış:

QR KODLARI

Yıllardır etrafta olan QR kodları sonunda tüketici algısına girmeyi başardı. Ancak bu defa da yerini, aşağıda sözünü ettiğimiz daha yeni ve çoğunlukla daha doğal teknolojilere bırakması olasılığı yüksek.

ETİKETLEMEK’

Tüketicilerin hizmetine sunulmuş nesnelerin ve seslerin taşıdığı gözle görülmez işaretleri okuyabilen ve bu sayede bilgi ya da aksiyon ortaya koyan sayısız uygulama mevcut. Bu trendin nereye varabileceği hakkında bilgi sahibi olmak için Blippar ve Aurasma dergilerinin interaktif kapaklarına göz atmanızı öneririz.

AUGMENTED REALITY (ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ GERÇEKLİK)

Tanımı dijital içeriğin fiziksel dünyaya eklenmesi ya da fiziksel ve sanal olanın içi içe geçmesi (ekranda gözüktüğü şekliyle). Bugüne kadar yapılan zenginleştirilmiş gerçeklik (AR) uygulamalarının çoğu (örneğin Wikitude) kullanıcının telefonundaki GPS ve pusula alıcıları sayesinde kullanıcının ne yöne baktığını ‘tahmin etmeye’ dayalıydı. Bugünlerde ise yeni nesil, daha güçlü, görsel aramaya dayalı AR teknolojileri görülmekte (aşağıdaki gibi).

GÖRSEL ARAMA

POINT-KNOW-BUY trendinin gelecekteki versiyonu. (Google Goggles ve Layar Vision gibi) ‘akıllı’ imge tanıma teknolojilerinin, arama yapmak ve belirli bir içeriği sunmak için, kullanıcının coğrafi konumunu belirlemeye çalışmak yerinde, sadece görüntülenen nesnenin ne olduğunu tanımlamaya odaklanması. Bu şartlar altında telefonunuzun kamerasını Eiffel Kulesi’nin resmine yöneltmenizle, Eyfel Kulesi’nin kendisine yöneltmeniz arasında hiç bir fark yoktur.

leafsnap kullandığı resim tanıma teknolojisi sayesinde, kullanıcıların yaprağının fotoğrafını çekerek ağacın türünü öğrenmesine imkân tanıyan ücretsiz bir uygulama.

Google’ın Skymap uygulaması kullanıcının telefonunu gökyüzüne çevirerek gökyüzündeki nesneler, ve yıldız kümeleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmasına olanak tanıyarak harika bir POINT & KNOW örneği sergiliyor, Star Chart ve Star Walk benzer iPhone uygulamalarından ikisi.

Heinz kısa süre önce Blippar teknolojisine dayalı bir ‘zenginleştirilmiş gerçeklik yemek kitabını’ tüketicilerin kullanımına sundu. Kullanıcılar telefonlarının kamerasını Heinz ketçap şişesinin alt bölümüne odaklayarak tek tek şişeden dışarı çıkan tarifleri görebiliyordu.

Kaynak: TrendWatching

BLOGLAR SANAL DÜNYANIN ŞİİRİDİR

Sanatsal Şiir bir yalnızlık üretimidir.

Bireysel sanal dünyanın şiiri de bloglardır.

Kısa, özlü ve etkili cümleler ile insanlar duygu ve düşüncelerini paylaşıyorlar.

Önce kendileri ile…

Kişisel tarihlerimizi geçmişte günlüklerde izlerdik.

Şimdi ise yaşamlarımızı bloglarda paylaşıyoruz.

Havaya yazılan yazılar gibi…

Issız adalarda yaşayıp şişeye konulan notlar gibi…

En çok kendimizden uzaklaşıyoruz sonra çevremizden.

Medyanın insanı “sığlaştıran”  robotlaştıran tüketici böcek bombardımanına karşı her blog okyanusunda keşfedilmemiş bir ada.

Hala insanlık tohumlarının yaşadığı.

Mikro ölçekte olsa bile bu yaşam mercan adalarını doğuracak bir sonra ki yüzyılda.

Onların CNN’leri var ise bizim de bloglarımız var…

Her blog insanlık için bir umut.

Önemsiyorum ve umutlanıyorum farklı her bloğu okuduğumda.

Yeter ki içten olsun .

Şiir tadında sezsizce içten okunabilsin.

Gözlerde 1 iz bıraksın.

Bir nöronda doğup başka nörona aksın ki !

1 “mem”

o zaman 2 üstü n !

Olabilir.

May be..

Konuk Yazar: Cahit GÜNAYDIN | WEB – BLOG

2013 YILININ EN ÖNEMLİ 10 TÜKETİCİ TREND TAHMİNİ

2013 yılı ihtiyaçların  ve fırsatların yağmur gibi yağdığı bir yıl olacak. Bazı ülkelerin ekonomileri nispeten idare ederken, diğerleri sallanmaya devam edecek. Ancak; kesin olan bir şey var ki hangi pazar ya da sektörde olurlarsa olsunlar, değişen tüketici ihtiyaç, istek ve beklentilerini doğru yakalayan ve bunlara doğru ürün ve hizmetler ile yanıt verebilenler 2013’de de sayısız kâr etme fırsatları bekliyor olacak. Sınırları yeniden çizilmiş bir küresel ekonomi, yeni teknolojiler ve yeni iş modelleri…

Tüm bunlar kimin hoşuna gitmez ki?

Aşağıda TrendWatching tarafından hazırlanan çalışmanın geniş bir özeti sizler için derlenmiştir. İşte gelecek 12 ay boyunca dikkatle takip edip uygulamaya taşımanızı önerdiğimiz en önemli 10 tüketici trendinin (rastgele sıralamayla) özeti:

PRESUMERS&CUSTOWNERS:

“Tüketiciler yeni ürün ve markaların fon arayışı ve önlansman süreçlerinin parçası olabilmelerini sağlayan yöntemleri giderek daha çok benimseyecek.”

Tüketicilerin, sevdikleri (yeni) ürün ve markalara fon sağlamak, tanıtım ve gelişimlerine katkıda bulunmak için kullanabilecekleri yol ve yöntemleri giderek daha çok benimsemeye başlamaları sayesinde, ön-sipariş, crowdfunding (kitle fonlama) ve tüketici değeri gibi kavram ve pratiklerin 2013’de geleneksel tüketim alışkanlıkları ile rekabet edecek düzeye erişmesi bekleniyor…

Bu bağlamda PRESUMER tüketicilerin crowdfunding platformlarında harcadığı tutarın 2009 yılında sadece 530 milyon USD’dan 2011’de 1.3 milyara ve 2012’de de 2.8 milyar USD’a ulaşmasına şaşırmamak gerekir. (Kaynak: Massolution/The Economist, Mayıs 2012).

PRESUMER tüketicilerin geçeceği bir sonraki aşama ne olabilir?

CUSTOWNERS: Pasif tüketici konumundan, markalara fon sağlama/yatırım yapmaya (hisselerini satın almak da dahil) doğru aşama kaydeden tüketiciler.

Ancak, bu iş bilinci yüksek tüketiciler çoğunlukla finansal olduğu kadar duygusalda bir kazanç peşindeler. İşte bu yüzden, sadece açık, dost canlısı, dürüst, güvenilir, şeffaf, ve öyle ya da böyle ‘insani’ yapıdaki markalar bu hevesli CUSTOWNER tüketicilerin ilgisini çekmeyi başarabilecek.

Örnek:

Eylül 2012’de Hong Kong’da kurulan online bir platform olan ZAOZAO kendisini “sosyal ön-perkandeci” olarak tanımlıyor. ZAOZAO moda tasarımcılarına lansman öncesi ürünlerini sitede sergileme ve sitenin modasever takipçileri arasında üretim için fon toplama imkânı sağlıyor.

EMERGING:

“Dünyanın her yerindeki yeni gelişmekte olan markalar, dünyanın her yerindeki yeni gelişmekte olan orta sınıfların ihtiyaçlarını karşılamakta.”

Son yirmi yıl, gelişmekte olan pazarlara ürün ve hizmet götüren gelişmiş ekonomiler ve sonlara doğru gelişmiş ekonomilere ürün ve hizmet götüren gelişmekte olan ekonomilerle ilgiliyken, şu anda bambaşka bir trendle karşı karşıyayız. Gelişmekte olan pazarların yine gelişmekte olan diğer pazarlara yönelik geliştirdiği ürün ve hizmetlerde bir patlamaya hazır olun…

Çin ve Brezilya markalarının Türkiye, Hindistan veya Güney Afrika’daki orta sınıflara sattığını düşünün! Ve de tam tersini…

Yeni gelişen ekonomilerin sahip olduğu markaların diğer gelişmekte olan ve hızlı büyüyen pazarlara girmesi ve ürün/hizmetleriyle önemi her geçen gün artmakta olan orta sınıflara hitap etmeye başlamaları sonucunda, küresel piyasaların yeni süper güçlerinin gelişmekte olan ekonomilerden çıkması kaçınılmaz olabilir!

Rakamlar gerçekten son derece ilginç: 2013 yılında ilk kez yeni gelişmekte olan ekonomilerin toplam gayrisafi millî hasılası gelişmiş ekonomilerin üzerine çıkacak: Satın alma gücü paritesi olarak ölçüldüğünde 44.1 trilyon USD’a karşılık 42.7 trilyon USD (Kaynak: IMF, Ekim 2012).

Örnek:

Türkiye merkezli Peak Games, Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika genelinde sahip olduğu ayda 30 milyon aktif kullanıcıyla şu anda dünyanın 3.en büyük sosyal oyun platformu. Şirket 2012’nin ilk çeyreği itibariyle gelirlerini 2011’in ilk çeyreğine kıyasla ona katlamış durumda.

MOBILE MOMENTS:

“Çok sayıda işin, hatta aşırı sayıda işin aynı anda yapıldığı bir yaşam tarzı: 2013 yılı mikro-kolaylık, mini-deneyim ve dijital çerezlerin hakimiyetine sahne olacak.”

‘Mobil’ teknolojiler alanında yaşanacak bir sonraki gelişmeyi merak edenlere davranışsal bir içgörü: 2013’de tüketiciler, deneyim, satın alma ve iletişim alanında birçok işi aynı anda yaparak, yaşadıkları her bir anı maksimize etmek için cep telefonlarına yönelecekler…

Tüm bunlar gösteriyor ki, önümüzdeki 12 ay boyunca MOBILE MOMENTS trendinde özellikle şu alanlarda bir patlama beklemeliyiz: Cep telefonu ve mobil cihaz seven tüketicilerin çok sayıda işi aynı anda yaparak (kesintisiz) bir yaşam tarzına kavuşmalarına imkan sağlayan her tür ürün, servis ve deneyimlerde.

Amerika’da akıllı telefon sahibi yetişkinlerle yapılan bir araştırmanın sonuçları, kadın katılımcıların % 63’ünün, erkek katılımcıların ise % 73’ünün telefonlarını kontrol etmeden bir saatten fazla duramadıklarını ortaya koyuyor. (Kaynak: Harris Interactive, Haziran 2012).

Yapılan araştırmalar yaşları 18 ve 24 arasında değişen cep telefonu kullanıcılarının günde ortalama 109.5, ayda ise 3,200’den fazla mesaj alıp verdiğini gösteriyor. (Kaynak: Pew Research Centre, Eylül 2012).

Android kullanıcılarının mobil cihaz uygulamaları kullanım alışkanlıklarıyla ilgili yürütülen akademik bir çalışma, kullanıcıların ortalama günlük mobil cihaz kullanım süresinin günde bir saat olmasına rağmen, ortalama uygulama kullanım süresinin bir dakikanın biraz üzerinde olduğunu ortaya koydu. (Kaynak: DFKI, November 2011).

Örnek:

Jana, gelişmekte olan pazarlardaki cep telefonu kullanıcılarının SMS üzerinden pazar araştırma anketlerine katılmasına olanak tanıyan bir servis. Üyelerin katılım karşılığında bedava kontör kazandığı servis, mobil operatörlerle yaptığı ortaklığın sonucu olarak, 100’den fazla ülkede yaklaşık 3.5 milyar kişiye ulaşıyor.

NEW LIFE INSIDE:

“Artık ürünlerin geriye bir şeyler vermesinin zamanı geldi.”

2013’de ivme kazanması beklenen günümüze özgü bir eko-trend: İçlerinde yeni bir yaşam ihtiva eden ürün ve hizmetler fenomeni. İmha edilmek veya (bir başkası tarafından) geri dönüştürülmek yerine ürünler yeni bir şey yetiştirmek üzere doğaya geri verilebilir. Üstelik bu süreçte elde edilen eko-statü ve eko-öyküler de çabası…

Elbette NEW LIFE INSIDE ürünler temel sürdürülebilirlik sorunlarına bire bir çözüm getirmiyor. Ancak 2013 yılında sıradan bir tüketim ürününden çevreye faydalı canlı bir yaşam yaratabilmeye her zamankinden çok daha fazla sembolik değer atfediyor olacağız.

Örnek:

Sprout büyüdüğünde bitki olmak isteyen bir kurşun kalem. Kalem bitmeye yaklaştığında toprağa ekilebiliyor: kalemin ucundaki tohum kapsülü suyla temas halinde çözülüp, tohumun filizlenmesine ve büyümesine olanak sağlıyor. Eylül 2012’de yatırım toplamaya ayrılan süre sona erdiğinde, proje 2000’den fazla destekleyici PRESUMER’dan 35,000 USD’ın üzerinde fon toplamayı başarmıştı.

APPSCRIPTIONS:

“Yeni ilaç: Dijital teknolojiler…”

Dijital teknolojiler yeni ilaçlar mı?

2013’de hastaların tıp kurumlarından, tedavi için kullanmaları gereken sağlık uygulamaları ve teknolojilerini tasdik etmelerini, durumları için uygun olanları seçip bir arada önermelerini veya “reçete etmelerini” talep etmelerini bekleyin…

Tıp uzmanlarının alınan sağlık sonuçlarını desteklemek için sağlık uygulama ve servislerine yönelmesi, dijital teknolojilerin ilaç özellikleri göstermeye başlamasına neden oldu.

Uzmanlara göre, bu dijital ‘ilaçlar’, tüketicilerin farkındalığını arttırmak, onları kurallara uymaya yönlendirmek ve uzaktan takip sayesinde uyarı sinyallerinin erkenden alınmasına olanak tanımak suretiyle sağlık alanında yapılan harcamaları azaltmayı vaat ediyor.

Sağlık sektöründe faaliyet göstermiyor ve APPSCRIPTIONS trendinin size hitap etmediğini düşünüyor olsanız bile, iddiaya varız ki altında yatan ve ondan daha güçlü bir trend olan mobil hizmet trendini incelemeye ayıracağınız bir saat son derece faydalı içgörüler kazanmanıza yardımcı olabilir.

Örnek:

Avustralya’da devlet destekli ‘National Prescribing Service’ (Milli Reçete Servisi) Haziran 2012’de Antibiotik Hatırlatıcı uygulamasını vatandaşların kullanımına sundu. Ücretsiz akıllı telefon uygulaması, hastaların reçetelerinde yer alan ilaçlar için hatırlatma mesajı almalarına olanak tanıyor, aldıkları ilaçları takip ediyor ve iyileşme sürecini takip etmek için bir iyileşme günlüğü tutuyor. Uygulama kullanıcıların antibiyotikleri doğru şekilde alarak, ilaçlarından en iyi şekilde fayda görmesini sağlamayı amaçlıyor.

CELEBRATION NATION:

“Kültürüyle hava atmak.”

Önümüzdeki 12 ay boyunca gelişmekte olan ekonomiler ulusal ve kültürel miraslarını gururla dış pazarlara ihraç edecek, hatta bunlarla gösteriş yapacak. Eskiden tamamen inkâr edilmeseler de açıkca küçümsenen semboller, yaşam tarzları ve geleneksel öğeler bu pazarlardaki tüketiciler için bundan böyle birer gurur kaynağına, diğer pazarlardaki tüketiciler için ise ilgi alanlarına dönüşüyor…

Bulunduğunuz pazar CELEBRATION NATIONS sınıfına dahil değilse, yeni gelişmekte olan ekonomilerden sıkı bir yerli markayla ortaklık yaparak onların rüzgârından yararlanmanın vakti gelmiş demektir.

Örnek:

Çin’in ilk lüks moda markası olan NE-TIGER doğu ile batıyı buluşturan etnik ilhamlı tasarımlarıyla ünlü. Marka, Eylül 2012’de İtalya Milano’da, ‘Huafu’ adlı en son koleksiyonunu sunmadan önce şirketin kurucusu Zhang Zhifeng “Çin’den Dünyaya” başlıklı bir konuşma yaptı.

DATA MYNING:

“Tüketicilerin tercihi ‘büyük’ değil ‘iyi’ veri.”

Bugüne kadar süregelen ‘büyük veri’ tartışması şirketlerin müşterileri hakkında sahip oldukları verilerin değeri konusuna odaklanmaktaydı. Tüketicilerin yaşam tarzları hakkındaki verilerin kendilerine ait olması ve bunları diledikleri şekilde kullanma talepleri ve toplanan verileri proaktif olarak, müşterilerinin davranışlarını geliştirmek ve/veya tasarruf etmek konularında onlara yardımcı olmak için kullanan markalara yönelmeleriyle, 2013’de bu bakış açısının tersine dönmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Bu arada, tüketiciler doğru ve iyi hizmet aldıklarını düşünmek isterler ama izlenmek de istemezler.

Örnek:

Ekim 2012’de hizmete giren Movenbank, kullanıcıların finansal alışkanlıklarını geliştirmek ve gösterdikleri pozitif gelişimi ödüllendirmek prensibine dayalı bir finansal hizmet platformu. Sistem kullanıcının CRED skoruna dayalı olarak işliyor. Kullanıcının harcama ve tasaruflarını iyi yönetmesi ve ‘sosyal ağlardaki etkisinin’ artması durumunda CRED skoru da artıyor. CRED skoru yüksek olan kullanıcılar daha düşük fiyat ve ek ürünlere erişim gibi avantajlardan yararlanabiliyor.

AGAIN MADE HERE:

“Yeni hizmet ekonomisi yerli üretim.”

Tüketicilerin NEWISM tutkusu ve niş ürün ve hizmetler konusundaki doymak bilmez iştahı, doğru ürüne hemen sahip olma isteği ve beklentisi, ekolojik endişeler ve bitmek bilmeyen ilginç öykü arayışları, 3D-baskı ve siparişle üretim gibi yerli üretim teknolojilerinin yaygınlaşması gibi trendlerle bir araya gelerek, 2013’de gelişmiş pazarlarda yerli üretimde yeniden canlanmayı tetikleyecek…

Diğer yandan tüketicilerin AGAIN MADE HERE trendine kucak açması, Çin’in yükselen işgücü maliyetleri, uzun teslimat süreleri ve hassas küresel tedarik zincirler nedeniyle endişelenen yöneticiler tarafından da olumlu karşılanmakta.

Bilgi:

Her beş Amerikalı alışverişçiden dördü (%76) ürünlerin üzerindeki “Amerika’da Üretilmiştir” ibaresine dikkat ediyor ve bu ürünleri diğerlerine tercih etme olasılıkları ise daha yüksek. (Kaynak: Perception Research, Haziran 2012).

Örnek:

Fremont, Kaliforniya’da üretilen Tesla Model S araçlarının ilk teslimatı Haziran 2012’de gerçekleştirildi. Lityum pil ile çalışan ve 4.5 saniyede 60 mil hıza ulaşan araç kullanıcıya gerçek bir spor araç performansı yaşatıyor. Kullanıcı, Model S’in kablosuz internet erişimine sahip (akıllı telefonlarla senkronize çalışabilen) dokunmatik ekranlı konsolu üzerinden navigasyon, müzik ve klima gibi sistemlere ulaşabiliyor.

FULL FRONTAL:

“Şeffaflık yetmez, çırılçıplak soyun ve gururla dolaş.” 😉

Peki 2013’de şeffaflık mega trendi konusunda hangi yeni gelişmeleri bekleyebiliriz? Markalar ‘saklayacak hiçbir şeyleri olmaması’ aşamasından, saklayacak hiçbir şeyleri olmadığını proaktif bir şekilde göstermek ve ispat etmek aşamasına geçmek zorunda. Ayrıca ‘değerler’ ve ‘kültür’ gibi gösterişli ancak muğlak ifadelerden ziyade gerçek sonuçları baz alan, açık ve anlaşılır ifadeler kullanmaya başlamaları gerekiyor.

Elbette tüketicilerin tamamı bu derece talepkâr olmayacaktır. Ancak yüzde yüz şeffaflık giderek bir hijyen faktörü haline geleceği için, kendileri talepkâr olmayanlar bile, sadece bu konuları önemseyenlere karşı olsun, markaların etik ve çevreci olduklarını ispatlaması gerektiğini düşünecek.

Birkaç İstatistiki bilgi:

İşletmelerin doğru olanı yaptığına inanan tüketicilerin yüzdesi 2011’de %56’dan, 2012’de %53’e düştü. (Kaynak: Edelman, Ocak 2012).

Markaların yaşantılarına anlamlı bir olumlu katkı yaptığına inanan tüketicilerin oranı Avrupa’da % 8, Amerika’da ise % 5 olarak belirlenmiştir. İlginçtir ki bu oranlar Çin ve Latin Amerika ülkelerinde sırasıyla % 57 ve % 30 olarak ölçülüyor. (Kaynak: Havas, Şubat 2012).

Amerika’da, halkla kurumsal sosyal sorumluluk alanında elde ettiği gerçek sonuçları paylaşan markaların ürün ve hizmetlerini satın alma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu belirtme oranı % 69 iken, halka sadece bu alandaki misyon ve amaçlarından söz eden markaların ürün ve hizmetlerini satın alma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu belirtme oranı % 31’lerde kalıyor. (Kaynak: Cone Communication, Ekim 2012).

Şirketlerin çevreci iddialarına Amerikalıların sadece % 44’ü inanıyor. (Kaynak: Cone Inc, Mart 2012).

Örnek:

Brezilyalı çevre dostu kozmetik markası Natura yıllık faaliyet raporunda sosyo-çevresel hedeflerinin kapsamlı listesine yer veriyor. Geçtiğimiz yıl sonu raporunda, su tüketimi ve katı atıkları azaltmak, çalışanların eğitimine ayrılan zamanı arttırmak gibi hedeflerinin karşısında ‘Gerçekleştirilmedi’ ibaresi yer alıyordu. Bu hedefler 2012 için düzeltilerek listede yer almayı sürdürdü.

DEMANDING BRANDS:

“Markaların emri tüketicilerin başı üstüne.”

2013’de bazı uyanık markaların (yani ürün ve hizmetlerin daha sürdürülebilir ve şirket ve markaların sosyal konularda daha fazla sorumluluk sahibi olduğu bir geleceğe doğru o çok gerekli yolculuğa çoktan çıkmış markaların) müşterilerinin de katkıda bulunmasını talep ettiklerini göreceğiz…

Ancak tüketiciler kendilerini bir marka için öne atmadan önce o markanın vizyonuna tamamıyla güvenmek isteyecekler. Bu yüzden kendinizi DEMANDING BRAND olarak konumlamadan önce %100 şeffaf ve samimi olduğunuzdan emin olun.

2013 yılında önemi artması beklenen DEMANDING BRANDS trendi ile ilgili altı çizilmesi gereken diğer çok önemli nokta da şu: Tüketicilerin dikkatini çekmek için geçici olarak talepkâr bir marka gibi davranmak başka bir şey, sürekli olarak anlamlı taleplerde bulunan bir marka olmak bambaşka bir şey. Kolay olacağını kim söyledi?

Örnek:

Brezilyalı futbol takımı Vitoria 2012 yılının Haziran ayında takımın yeni formasını piyasaya sundu. Takımın renkleri normalde siyah kırmızı iken, piyasaya çıkan forma siyah beyaz idi. Takım Brezilyalı taraftarlarından formadaki kırmızı rengi geri getirmek için kan bağışında bulunmalarını istedi. Brezilya kan bankası hedeflediği kan bağışı hedefine ulaşma sürecine paralel olarak, 2012/2013 futbol sezonu boyunca takımın formasının üzerindeki 4 adet beyaz çubuk teker taker kırmızıya dönüyor olacak.

Kaynak: TrendWatching

2012 YILININ EN BÜYÜK 30 SOSYAL MEDYA REKLAM VERENİ

Kellogg / 1,89 milyar izlenme

Kellogg Sosyal Medya’yı sadece promosyon için kullanmıyor. Aynı zamanda; dinliyor, araştırıyor ve yeni ürün fikirlerini takip ediyor.

Comcast / 1,89 milyar izlenme

Comcast’te ciddi yatırımlar Sosyal Medya’da neler olduğunu yakından takip ediyor.

Dell / 1,9 milyar izlenme

Dell yakın bir tarihe kadar gelirlerinin 9 milyon dolarlık kısmını Facebook ve diğer sosyal medya mecralarından sağlıyordu. Dell’in bu konudaki başarısının altında ise 10,000 çalışanına sağlamış olduğu Sosyal Medya eğitimleridir.

Fab.com / 1,95 milyar izlenme

Fab’ın başarısı ise Facebook’u ciddi şekilde CRM’in bir parçası olarak görmesinden kaynaklıdır.

American Express / 1,97 milyar izlenme

AE sosyal medya alanındaki çalışmalarına 2011 yılında hız vermiş ve şu ana kadar bilinen en büyük entegre yönetim sistemine sahiptir.

Blizzard Entertaintment / 2 milyar izlenme

Blizzard bilindiği üzere dünya oyun üreticilerinin başında geliyor. Oyunlarının çok daha büyük kullanıcı kitlesine hitap etmesi için sosyal medyaya ciddi ihtiyaç duyuyor.

Ebay / 2,07 milyar izlenme

Ebay’i zaten bilmeyen yok neredeyse. Sosyal Medya uygulamaları ile yakından ilgilenir ve özellkle Facebook’ta e-Bay ile kullanılabilecek uygulamaların geliştirilmesi yönünde destek verir.

Samsung / 2,1 milyar izlenme

Samsung’un Facebook ile rekabet noktasında kendi sosyal ağ yapısını 2013 yılında piyasaya çıkaracağını belirtiyor.

NBC Universal / 2,12 milyar izlenme

Sosyal Medya’nın tüm olanakları en iyi şekilde kullanıyor.

Intuit / 2,17 milyar izlenme

Sosyal Medya’yı etkin bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Geliştirdikleri Brainstorm uygulaması ile paylaşılan bir fikir bir başkası tarafından görülüp uygun ürün yada çözüm online olarak geliştirilebiliyor.

Toyota / 2,34 milyar izlenme

Mashable‘da ilgili yazıyı okumanızda fayda var.

Verizon / 2,38 milyar izlenme

Facebook stratejisi.

Elektronic Arts / 2,53 milyar izlenme

Facebook’un en büyük reklam vereni. 2012 yılında sadece 1 iş ödediği reklam ücreti 2,75 milyon dolar. Fecebook’tan yapılan açıklamaya göre % 440’lık bir geri dönüş sağlanmış durumda. Dolayısı ile ne kadar önemli olduğunu buradan anlayabilirsiniz.

Sony / 2,58 milyar izlenme

Sony’de ciddi anlamda Sosyal Medya’da yer almak için çaba gösteren firmalar içinde geliyor.

Experian / 2,65 milyar izlenme

Experian’da Sosyal Medya’da büyük bütçeler kullananların başında geliyor.

Procter & Gamble / 2,66 milyar izlenme

PG tanımayan yok zaten. Firmanın kendisine ait sosyal medya politikası mevcut. CEO’sunun aldığı karar ile geleneksel medya yatırımlarını azaltarak ağırlığı sosyal medya’ya vermiş ve bu konuda facebook’un çok daha önemli bir mecra olduğunu ifade etmiştir.

Capital One / 2,68 milyar izlenme

Twitter’ı CRM’in ciddi bir parçası olarak görmektedir.

Nestle / 2,7 milyar izlenme

Firmanın facebook üzerinden 670 binden fazla takipçisi vardır.

Guthy-Renker / 2,75 milyar izlenme

Facebook, youtube ve twitter’ı yoğun şekilde kullanıyor.

Google / 2,94 milyar izlenme

Google hakkında sanırım fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Netflix / 2,96 milyar izlenme

Geçmiş zamanda sosyal medya krizi yaşamış olsada diğer firmalar gibi bu alanda çalışmalarına yoğun olarak devam etmektedir.

Universal Technical Institute / 2,98 milyar izlenme

UTI, bir çok teknik konuda öğrencilerine detaylı eğitimler sağlıyor. Youtube’da sahip olduğu kanal ile eğitimlerini online olarak sunuyor.

Weight Watchers / 3,2 milyar izlenme

Firma WW olunca zaten sosyal medya’dan uzak durması beklenemez, dolayısı ile hemen hemen tüm SM kanallarını yeni müşteri kazanmak ve var olanları koruyarak geliştirmek için kullanır.

Amazon / 3.3 milyar izlenme

Amazon’u zaten biliyorsunuz ve en çok kullandığı mecralardan birisi facebook.

State Farm / 3,5 milyar izlenme

SM’nın neredeyse her alanında aktif.

IAC / 3,6 milyar izlenme

Firma sadece bir çeyrekte yaklaşık 213 milyon dolar harcadı pazarlama ve satış faaliyetleri için.

Disney / 3,7 milyar izlenme

Konu Disney olunca SM’den uzak durması beklenemez.  Facebook sayfası şu an 39 milyondan fazla kişi tarafından takip ediliyor.

JustFabulous / 3,9 milyar izlenme

Müşterileri ile birebir ilgileniyor ve facebook sayfası 1,2 milyon kişi tarafından takip ediliyor.

Microsoft / 4 milyar izlenme

Facebook ile bağlantısını koparıp 1.2 milyar dolara yammer’ı satın aldı.

AT&T / 12,9 milyar izlenme

11 farklı twitter ve 6 farklı facebook sayfasına, 3 youtube kanalına, 1  adet flicker hesabına, 8 adet bloğa, 1 adet LinkedIn ve G+ firma sayfalarına sahip. Halen 3.4 milyon kişi facebook sayfasını takip ediyor. AT&T CEO’su Ralph de la Vega; “Sosyal Medya’nın ilerleyen süreçte en büyük güç olacağından hiç şüphesi olmadığı söylüyor. Dolayısı ile çok önem verdiklerini ekliyor.”

Kaynak: BusinessInsider

WEB TASARIMI NEDEN ÖNEMLİ VE GELECEKTEKİ DURUMU

Eskiden, firma ve markanın tanıtımı için geleneksel medya (Radyo, TV, Billboard gibi) yöntemler kullanılırdı ki bu halen doğal olarak devam ediyor. Ancak, bu yöntemlerin etkisi ve sonuçlarının ölçülebilirliği yavaş yavaş önemini kaybetmekte. İnternet’in keşfi ve gelişimi yanında ise sönük kalmaya başlamıştır. Dijital ekonomi devrimi ve sosyal medyanın yükselişi ile insanların farklılık arayışları yoğunlaşmıştır. İnsanlar, pasif durumlardan aktif ve daha etkin alanlara yönelmişlerdir.

Gerçek hayatta ürünlerin faydalarının yanında, ambalajlarının tasarımları her zaman daha ilgi çekici olmuş, satışların artmasının yanında sürekliliğinde önemli rol oynamıştır. Firmaların internetteki web sayfa tasarımları da işte bu nedenden dolayı çok önemlidir. Ancak, internetin farklı yapısı nedeni ile web sayfa tasarımının yanında içeriği ve güncel kalabilmesi ise en az onun kadar önemlidir.  Dolayısı ile firmaların internet ortamındaki en önemli yüzü olan web sayfaları, kurum kimliğine ve vizyonuna uygun tasarlanmalı, özgün olmalı, hızlı olmalı, fonksiyonel olmalı ve sosyal medya mecraları (Twitter, Facebook, LinkedIn, Pinterest, Foursquare, Kurumsal Blog,…) ile bütünleşik bir yapıda çalışıyor olmalıdır. Ancak, bu sayede kalıcı verimlilik sağlanabilir.

Web sayfasının tasarımı ve içeriği yanında SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) çok önemlidir. Bunun en önemli nedeni ise arama motorlarında aktif olarak yer almak ve üst sıralarda bulunabilmektir. Aynı zamanda son derece akıllı tasarlanmalı, firmanıza ulaşanlar ne yaptığınızı web sitenizden net bir şekilde anlayabilmeli ve ofisinize kolaylıkla ulaşabilmelidir.

İşin ilginç yanı, pek çok firma iş hayatı süresince (Ofis Dizaynı, Lüks Mobilyalar, Son Model Araçlar, Yüksek Bütçeli TV Reklamları ve benzeri…) konulara görsellik ve imaj yönünden büyük önem vermekten ve hatırı sayılır yatırımlar yapmaktan kaçınmamaktadırlar. Tam bunun tersine dijital ekonomiye daha doğrusu kaçınılmaz geleceğe ise yeteri kadar yatırım yapmamaktadır.  Halbuki bugün gelinen teknoloji ve dijital devrimde, fayda-maliyet kuralından bakıldığında işletmelere mantıklı teknoloji yatırım maliyetleri ile  daha yüksek ve kalıcı karlılık rahatlıkla sağlanabilmektedir. Bu, firmalara sürdürülebilir kalite yolunda büyük avantajlar yaratır.

“Bilindiği üzere yeni TTK (Türk Ticaret Kanunu) çıktı ve yürürlüğe girdi, pek çok değişiklikte beraberinde geldi. Artık, tüm şirketlerin web sitesi olmalı, bunun yanında yeni TTK ile gelen ekler doğrultusunda bu web sitelerinde kanunen şirkete ait bilgilerin yayınlaması zorunluluğuda getirildi. Bunların yapılmaması yada eksik yapılması durumunda da ciddi cezai yaptırımların uygulanmasına karar verildi.”

Aşağıda “SmalBizTechonology” tarafından yurtdışında yapılan bir araştırma sonuçları bulunmaktadır. 1500 KOBİ’nin katıldığı bu araştırma sonucunda, işletmelerin web sayfa tasarımlarına ciddi önem verdiği ortaya çıkmaktadır. Tüm sonuçlara bakıldığında ise, ilerleyen süreçte öneminini kaybetmeden arttıracağı kesindir.

Yukarıdaki grafiğe göre web sayfa tasarımı:

% 49 – Çok Önemli

% 31 – Önemli

% 10 – Nötr

% 7 – Az Önemli

% 3 – Önemli Değil

İlk iki oranı topladığımızda ise “% 49 + % 31 = % 80′lik bir oran“, Web sayfa tasarımlarının ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
% 67 – Önümüzdeki 5 yıl içinde grafik tasarım artan oranda önemli hale gelecek

% 34 – 2011 yılına göre 2012 yılı içerisinde tasarıma önem verenlerin yüzdesi
% 44 – 2012 yılında tahmini yatırım yapacakların oranı
% 21 – 2012 yılında tahmini daha az yatırım yapacakların oranı
Yukarıdaki grafikte ise tasarımlarda popüler olarak ön plana hangi renklerin kullanımı ortaya çıktığı verilmeye çalışılmıştır. % 57 ile mavi ve % 35 ile yeşil renk ilk iki sırayı paylaşıyor. En az tercih edilen renk ise % 10 ile mor.

2012 İNTERNET REKLAM GELİRLERİ (Q1+Q2 / IAB-TÜRKİYE)

Tüm dünyada dijital pazarlama endüstrisinin gelişmesi için kurulan ve halen 33 ülkede faaliyet gösteren IAB’nin (Interactive Advertisement Bureau) Türkiye merkezi IAB Türkiye’nin, açıklamasına göre dijital reklam yatırımları 2012’nin ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre % 34.4 artarak 416,77 milyon TL oldu.

IAB Türkiye Dijital Reklam Harcamaları // AdEx-2012 Altı Ay Raporu’na göre;

Display, arama raporu, mobil reklam, ilan sayfaları, e-posta, in game advertising gibi uygulamalardan oluşan internet reklam yatırımları toplamı: 416,77 milyon TL

Gösterim/tıklanma bazlı reklam, video, sponsorluk ve gelir paylaşımlı reklam yatırımlarından oluşan “Display Reklam Yatırımları”: 169,10 milyon TL,
Ücretli sıralama, arama motoru görüntülü reklam ağından oluşan “Arama Motoru Reklam Yatırımları”: 196,53 milyon TL,
Mobil gösterim ve mobil opt-in SMS/MMS’den oluşan “Mobil Reklam Yatırımları”: 14,94 milyon TL,
İlan sayfaları reklam yatırımları: 32,74 milyon TL,
e-Posta ve in game advertising reklam yatırımları toplamı: 3,46 milyon TL olarak gerçekleşti.
IAB Türkiye Başkanı (Ahmet PURA);
“Reklam yatırımlarının yıl içindeki dağılımını dikkate alarak, 2012 sonunda dünya ve Avrupa ortalamalarının oldukça üstünde kalan %40’lık büyüme oranını yakalayacağımıza inanıyoruz. Bu senenin öne çıkanları hiç kuşkusuz video ve mobil olacak. BTK’nın 2012 II. Dönem raporuna göre Türkiye’deki genişbant abone sayısı 18 milyona ulaşmış. Bu bağlantı hızı ve kapasitenin, dolayısıyla video tüketiminin artışı anlamına geliyor. Mobilde de benzer bir eğilim mevcut. SMG raporları Haziran 2012’de Türkiye’de yaklaşık 37,7 milyon 3G abonesi olduğunu, 3G hizmetiyle birlikte mobil bilgisayardan ve cepten internet hizmeti alan abone sayısının 3,6 milyondan 10,6 milyona yükseldiğini ortaya koyuyor. Tablet kullanımına bakarsak durum daha da olumlu hale geliyor. 2012’de dünyadaki toplam tablet sayısının 117 milyonu geçeceği söyleniyor. Tüm bu gelişmelere paralel olarak IAB Türkiye, İnternet ölçümleme Araştırması’nın video ve mobil bölümü de yakında başlayacak. Özetle bir bütün olarak internet, 2012’ye de damgasını vuracak.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: IAB-Türkiye
Editör Notu       : Ülkemizde internetin daha iyi bir alt yapıya kavuşması ve daha ekonomik hale gelmesi ile birlikte mobil pazardaki ürünlerin hızlı gelişimine bağlı olarak, internetin 2015 yılında şu anki durumundan daha iyi konuma geleceği kaçınılmazdır. Bunların önündeki en önemli engeller ise politik ve bürokratik süreçlerdir. Ayrıca, burada bizlere çok önemli görevler düşüyor: Bu alanda yatırımların ne kadar doğru ve verimli yapılması gerektiğini ülkemizde bulunan herkese çok iyi bir şekilde ve kısa zamanda anlatmalıyız. Bulunduğumuz dönem bilgi ve teknoloji çağıdır ve bunu en iyi anlayan ve uygulayan işletmeler, global alandaki sert rekabette bir adım öne çıkacaklardır ve kesinlikle daha dayanıklı olacaktırlar.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SOSYAL MEDYANIN HİKAYESİ

Sosyal Medya’nın amacı hep insanlar arasındaki iletişimi kolaylaştırmak yönünde  oldu. Bu alandaki ilk adım ise 1971 yılında İsviçre’de bulunan araştırmacıların kendi aralarında iletişimi sağlamak için gönderdikleri e-posta ile gerçekleşti. Sosyal Medya dünyasına sürekli katılmakta olan yeni uygulamalar sayesinde, insanların birbirleri ile sürekli iletişim ve etkileşim içinde kalmalarını sağlıyor. Artık fiziksel sınırların bir önemi kalmadı.  Dünya’nın her yerinden  ve hatta uzaydan bile insanlar birbirleri ile kolaylıkla iletişime geçebiliyor.

Dolayısı ile Facebook, Twitter, LinkedIn ve benzeri diğer sosyal medya mecralarının arkasındaki konsepte bakıldığında çok yeni bir şey olmadığını rahatlıkla görebilirsiniz. Ancak, günümüzün teknolojisi sayesinde tüm bu uygulamalar daha çekici, daha seksi ve çok daha kolay kullanılabilir hale geliyor.

Peki, internet nereye gidiyor?

Aslında bu sorunun cevabını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Son hızla büyüyor ve yeni teknolojiler sayesinde daha kolay yaygınlaşıyor. Ancak, internetin nereye gittiğini daha rahat algılayabilmek için CopyBlogger‘ın son derece güzel hazırlamış olduğu aşağıdaki tarihsel bilgileri incelemenizde büyük fayda var:

1971

İsviçre’de bulunan araştırmacıların kendi aralında iletişimi sağlamak için gönderdikleri e-posta ile gerçekleşti.
1980

Usenet2in ortaya çıkışı; tasarlanan ortak bir pano ile kişiler kendi aralarında her türlü bilgiyi (bilim, müzik, spor ve daha pek çok şey) paylaşabilir hale geldi.

1991

Bu yıl, CERN çalışanları tarafından (Tim Berners) WWW-world Wide Web keşfedildi. Amaç, basit bir şekilde iletişimi kolay hale getirmekti.

1994

Swarthmore Koleji öğrencisi olan Justin Hall ilk kişisel blog sayfasını yayımladı, dolayısı ile BLOG konseptininde başlangıcı oldu. Bu konsept sosyal Medya’nın da öncüsü oldu diyebiliriz.

1995

Classmates.com ortaya çıktı. Amaç, eski sınıf arkadaşlarının bulunması, grupların kurulması ve iletişim halinde kalmaktı.

1996

ASK.com ortaya çıktı. Bu uygulama ile insanlar sorular sorabiliyor ve cevaplarına ulaşabiliyorlardı.

1997

Bu yıl ise AIM sayesinde insanlar birbirleri ile gerçek zamanlı ve online olarak sohbet etme imkanına kavuştu.

1997

Aynı yıl, ortaya WEBLOG konsepti ortaya atıldı (Jorn Barger)

1998

Bu yılda ise internet üzerinden paylaşılabilen OpenDiary (açık günlük) uygulaması oluştu. Bu sayede, kişiler özel yada gizli bilgilerini birbirleri ile paylaşabilir hale geldi. Kullanıcıların bunu yapabilmesi ise HTML bilgisinede ihtiyacı yoktu. Kullanıcılar yine bu sayede ilk defa birbirlerinin yazdıklarına notlar/Yorumlar ilave edebilir hale geldi.

1999

97-98’den sonraki bu gelişmelerin hemen ardından LiveJournal ve Blogger’ın ortaya çıkması ise daha büyük gelişmelerin ve BLOG’ların yaygınlaşmasına sebep oldu.

2000

Genişbant internet kullanıma hazır hale geldi. Hemen ardından ise Jimmy Wales ve Lary Sanger dünya’nın ilk açık kaynak kodlu ve online kullanılabilir sözlüğünü geliştirdi. Bu küresel bir sözlüktü. İlk yıl 20,000’den fazla bilgi içeriyordu.

2001

Önce MEETUP ortaya çıktı, bu uygulama ile insanlar aralarındaki paylaşımları ve buluşmaları internet üzerinden yapabiliyorlardı. Hemen arkasından StumbleUpons (Üye oylama sistemi) geldi. Bu yıl dünya için ayrı ama çok acı bir önemi vardı; 11 Eylül’de NewYork ikiz kulelere saldırı olmuştu.

2002

Bu yıl FriendSter aktif oldu, kullanıcı sayısı 1 milyon olmuştur. Kullanıcılar kişisel profillerini oluşturabiliyor ve gerçek zamanlı bağlantılar kurabiliyordu.

2003

MySpace ortaya çıktı ve genç jenerasyon içinde daha ilk ayında 1 milyondan fazla kullacıya ulaştı. Yine bu tarihte WORDPRESS hayatımıza girdi.

2004

Diğer bir dönüm noktası olan Facebook ortaya çıktı ve şu an neredeyse 1 milyar kullanıcıya ulaştı.

2004

Flickr hemen ardı sıra geldi, kullanıcılar artık istedikleri imajları birbirleri ile rahatlıkla paylaşabiliyordu.

2005

Ve halen ortalığı kasıp kavuran YOUTUBE hayatımıza girdi ve kullanıcılar yüksek hacimlerde kişisel videolarını paylaşmaya başladı.

2006

140 karakterlik kısıtlı mesaj hakkı ile TWITTER vazgeçilmemiz oldu. Kısa mesajlar yazılabiliyordu ancak çok hızlı ve etkindi. Halen saniyede  4000’den fazla tweet atılıyor.

2006

Spotify geldi, şimdi de kullanıcılar kişisel müzik listelerini  oluşturabiliyor ve paylaşabiliyorlardı.

2007

Gorupon, gerçek zamanlı alışveriş imkanını farklı pazarlama tekniği ile kullanıcıların hizmetine sundu.

2008

Tumblre, blog konseptine yeni bir hava getirdi.  Ana White bir yazı yayımladı ve 1 ay içinde sayfası 3 milyon görüntülemeye ulaştı.

2009

Lokasyon bazlı servislerin şu an ki en önemli oyuncusu Foursquare kuruldu.

2010

Google, BUZZ ile sosyal Medya alanına giriş yaptı ama yeterli ilgiyi ve başarıyı yakalayamadı.

2011

PINTEREST’in hızlı girişi ve yükselişi. İmaj paylaşımı.

2012

Google’ın 2010’daki BUZZ ile başarısızlığın ardından piyasa yeni konsepti olan GOOGLE+ ile muhteşem bir geri dönüş yaptı.

 Kaynak: Copyblogger

YENİ KABUL EDİLEN TTK VE WEB SİTESİNİN ÖNEMİ

Bilindiği üzere yeni TTK (Türk Ticaret Kanunu) çıktı ve yürürlüğe girdi, pek çok değişiklikte beraberinde geldi. Artık, tüm şirketlerin web sitesi olmalı, bunun yanında yeni TTK ile gelen ekler doğrultusunda bu web sitelerinde kanunen şirkete ait bilgilerin yayınlaması zorunluluğuda getirildi. Bunların yapılmaması yada eksik yapılması durumunda da ciddi cezai yaptırımların uygulanmasına karar verildi.

Dolayısı ile şirketlerin mutlaka web sitesine sahip olmalı, olanlarda ciddi şekilde güncellemeli yada değiştirmelidir. Elbette yasalar çerçevesinde bunlar en kısa sürede yapılacaktır ama bunun dışında önemli olan web sitelerinin yönetilebilir olması, şirketin kendisi tarafından güncellenebilir olması gerekmektedir. Bununla birlikte yasal zorunluluk bir yana, web sitesi bir firmanın dijital dünyadaki ruhudur ve prestijidir. İşte bu nedenle, web site tasarımının yüksek kalitede profesyonellerce tasarlanmalıdır.

Yasal düzenlemeler ile ilgili detaylı bilgilere aşağıda “MuhasebeTR” ulaşabilirsiniz:

Yeni Türk Ticaret kanununun 39.maddesine göre  şirketlerin kullanacakları her türlü kâğıt ve belgede, tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi, tacir sermaye şirketi ise taahhüt edilen ve ödenen sermaye, internet sitesinin adresi ve numarası gösterilir. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, sırasıyla yönetim kurulu başkan ve üyelerinin; müdürlerin ve yöneticilerin adları ile soyadları gösterilir. Tüm bu bilgiler şirketin internet sitesinde de yayımlanır.

  • Bölünen şirketler internet sitesinde duyurulacak.
  • Bölünen şirketler alacaklarını internet sitesinde ilan edeceklerdir.
  • Payların elden çıkarılması veya kazanılması halinde internet sitesinden duyuru yapılır
  • Fesih davaları internet sitesinde ilan olunur.
  • Yönetim kuruluna seçilenlerin tescil olunduğu internet sitesinde ilan olunur.
  • Genel kurulca seçilen şirket denetçisi internet sitesinde ilan olunur.
  • Genel kurul kararı internet sitesinde ilan olunur.
  • Finansal tabloların müzakeresine yönelik erteleme kararı internetsitesinde ilan olunur.
  • Genel kurul tutanağı internet sitesinde ilan olunur.
  • Genel kurul yetkili temsilcileri internet sitesinde ilan olunur.
  • İptal ve butlan davaları internet sitesinde ilan olunur.
  • İptal ve butlan davasına ilişkin mahkeme kararı internet sitesinde ilan olunur.
  • Esas sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin karar internet sitesinde ilan olunur.
  • Sermayenin arttırılmasına ilişkin karar internet sitesinde ilan olunur.
  • Yeni pay alma ile ilgili karar internet sitesinde ilan olunur.
  • Sermaye borcunu yerine getirmeyen ortağa yapılan ihtar internet sitesinde ilan olunur.
  • Hamiline yazılı pay senetlerinin çıkarılması kararı interne tsitesinde ilan olunur.
  • Finansal tablolar, yıllık faaliyet raporu, kar dağıtımına ilişkin kararlar internet sitesinde ilan olunur.
  • Alacaklıların çağrılması ile ilgili bildiri internet sitesinde ilan olunur.

İnternet Sitesi İle İlgili Cezai Sorumluluklar:

Kanunun 1524 üncü maddesinde öngörülen internet sitesini kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde oluşturmayan veya internet sitesi mevcut ise aynı süre içinde internet sitesinin bir bölümünü bilgi toplumu hizmetlerine özgülemeyen anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, limited şirket müdürleri ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar altı aya kadar hapis ve yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu bentte sayılan failler üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar.

Konunun oldukça ciddi olduğunu hatırlatır yukarıda belirtmeye çalıştığımız hususların alt yapı hazırlıklarının yapılması gerektiğini önemle tavsiye ederiz.

Kaynak: MuhasebeTr