FACEBOOK, e-TİCARETİ DAHA ÇEKİCİ HALE GETİRMEK İÇİN FACEBOOK HEDİYE UYGULAMASINI BAŞLATIYOR…

Facebook e-ticareti daha da çekici hale getirmek amacıyla Facebook hediyeleri uygulamasını başlatıyor. Kullanıcı bilgilerini kullanarak doğru hediyeler almanı sağlayan bu uygulamadan Facebook’un kazancı da şöyle: Arkadaşlarının doğumgünü, düğün gibi özel günlerini kutlamak için Facebook aracılığıyla aldığın geçek veya sanal hediyelerin satışından belli bir yüzdeyi de Facebook kazanıyor.

Artık; Starbucks, User Cabs, Warby Parkey ve daha 100 şirketten arkadaşların hatta kendin için bile hediyeler alabilirsin. Ayrıca bu hediyeler dijital ortamdaki hediye kartları veya kapıya teslim hediyeler de olabilir.

Facebook’un üzerine aldığı bu uygulama bugün Amerika’daki kullanıcılarını seçmek için görücüye çıkıyor. Çok yakında ülkenin geri kalanı da bu uygulamadan yararlanabilir hale gelecek. Ayrıca Facebook bu aralar Amazon, eBay ve Etsy gibi alışveriş sitelerini yoğun olarak kullanan müşterileri kendi tarafına çekebilmek için de yoğun olarak çaba harcıyor.

Görülüyor ki Facebook uygulamaları ilerleyen süreçte farklı yeniliklerle devam edecek.

 Facebook hediye uygulaması nasıl çalışıyor?

  • Özel gününü kutlayan arkadaşının ana sayfasında “Birthdays and Life Events” bölümünde veya arkadaşlarının Timeline’ında duvar postları“Gifts” sekmesinde hediye tavsiyeleri görebilirsin.İki sekmeden birini tıkla ve arkadaşların için herhangi bir hediye seç.
  • Hediyenin dizaynına, boyutuna, niteliğine kendin karar verebilirsin veya bu kararı karşı tarafa bırakabilirsin.Arkadaşına mesajını yaz ve ister sadece arkadaşın ile ister arkadaşının duvarında mesajını paylaş.
  • Hemen ya da hediye ulaşmadan önce de ödemeni yapabilirsin.
  • Hediyeyi yolladığınız kişiye de Faceook masaüstünde bildirim gelir.
  • Hediyeyi yolladığınız kişi ve arkadaşları hediyeyi paketlenmiş şekilde duvarında veya ‘news feed’de görebilir.
  • Hediyeyi yolladığınız kişi hediyeyi açıp ne olduğunu gördükten sonra dizaynını ve diğer seçeneklerine karar verip adresini yazar. Eğer hediyeyi beğenmezlerse fiyat olarak eşdeğer bir başka hediyeyle değiştirebilirler.
  • Arkadaşları da hediyeyi gördükten sonra beğenip yorum yapabilirler.
  • Hediyeyi yollayan kişiye hediyenin açıldığına, okunduğuna ve gönderildiğine dair bir bildirim gelir.
  • Eğer 5 dolarlık bir Sturbucks çeki veya ücretsiz ‘Uber’ (araba servisi) hakkı gibi dijital bir hediyeyse, anında telefonlarına yollanır ve hediye sahibi de bu telefon mesajını kullanabilir.
  • Eğer somut gerçek bir hediyeyse de facebook paketiyle paketlenip üretici tarafından hediye sahibine gönderilir

Kaynak: Techcrunch

SOSYAL MEDYA’NIN SEYAHAT TARZIMIZA OLAN ETKİSİ…

Sosyal Medya hayatlarımıza o kadar yerleşti ki artık seyahat tarzımızı bile büyük ölçüde etkilemeye başladı. Bu etkiyi görebilmek için Tripl’a bakabiliriz. Tripl bazı seyahat ipuçlarını, seyahat ajandasını ve seyahat fotoğraflarını kullanıcılarıyla paylaşıyor ve detaylı her tülü bilgiyi sunuyor.

Sosyal Medya kullanıcılarının % 72’si, seyahatları boyunca sosyal ağları günlük olarak kontrol ediyorlar.  Seyahat esnasında mobil interneti kullananların oranı ise sadece % 7’dir. Ayrıca seyahat esnasında kullanılan en popüler ağlar Facebook ve Twitter  ön plana çıkıyor. Sosyal seyahat edilen en popüler yerlerin başını ise  Hong Kong, Norveç ve Singapur oluşturuyor.

KAYNAK: Business Insider

Twitter CEO’su Dick COSTOLO, profil sayfa görünümleri ve mobil uygulamalardaki galeri değişikliklerini duyurdu…

Twitter, bildiğiniz üzere Sosyal Medya mecraları içerisinde en çok ve en aktif kullanılanlardan. Sade tasarım ve yönetim şekli, onu ciddi derecede popüler hale getiriyor. Klasik medyadan çok daha önde gidiyor ve pek çok habere buradan daha hızlı ulaşabiliyorsunuz. Yeni gelen özellikler ile birlikte Twitter’ın kullanım alanının daha genişleyeceği, daha fonksiyonel olacağı kaçınılmaz görülüyor. (Yapılan açıklamaya göre, 140 mİlyon kullanıcı üzerinde ve günde 340 milyon tweet yapıldığını belirtti.

Bugünden itibaren profilinizi ve kendinizi artık çok daha iyi ifade edebileceksiniz. iPad, iPhone ve Android uygulamalarına yapılan ekler ile gerçek zamanlı olarak resim paylaşımında bulunabileceksiniz ve yapılan bu paylaşımları anında profilinizde görünebilecek.

[divider style=”style4″ width=”full” align=”left”]

[divider style=”style4″ width=”full” align=”left”]

[divider style=”style4″ width=”full” align=”left”]

FACEBOOK MOBİL KULLANICI SAYISI 543 MİLYONA ULAŞTI…

Mayıs ayında, mobil cihazlar pazarında Facebook Mobile uygulaması 488 milyondu. Haziran ayı sonuna kadar ise kullanıcı sayısı aylık 543 milyon aktif kullanıcı seviyesine ulaştı. Yaklaşık 955 milyon kullanıcı sayısı olan Facebook’un % 57’si mobil kullanıcı haline geldi anlamına geliyor.

Uygulama hakkında yavaş ve tepkisiz olduğuna dair eleştiriler vardı. Ancak, yaklaşık 2 hafta kadar önce Facebook iOS uygulaması için önemli bir güncelleme yaptı. Dolayısı ile uygulama şu an çok daha hızlı ve kullanımı kolay. iPAD’lerin mükemmel retina ekranlarında Timeline uygulamasıda artık harika duruyor. Facebook’ta Android içinde küçük bir güncelleme yapıldı, artık çok daha hızlı fotoğraf yüklemesi yapılabiliyor.

Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz

HABER: İÇERİK KRALSA, ÇOKLU EKRAN KRALİÇEDİR…(GOOGLE)

Google şirketi, Ipsos ve Sterling Brands’in piyasa analizi uzmanları ile birlikte bir araştırma yürütmüştür. Bu araştırmanın sonucunda, telefonların, tabletlerin, bilgisayarların ve televizyonların Amerika Birleşik Devletleri halkı tarafından oldukça fazla kullanıldığını gösteren önemli bulgular elde etmişlerdir.

Tüketim dünyasında bütün bu teknoloji ne kadar büyük bir öneme sahip olsa da, onları asıl önemli kılan şey hepsinin birarada, ardı ardına veya aynı anda kullanılabilmesidir. Bugün, medya tüketiminin %90ı ve günlük 4.4 saat kullanımı bu dört iletişim aracılığıyla gerçekleşmektedir ve bu da kitaplara veya radyoya gereksinimi neredeyse bitirmektedir. Bütün bunlar hem içeriklerin oluşumunu etkilemekte hem de Google gibi şirketlerin bu dört teknolojik araç arasından sıyrılma gereksinimini ortaya çıkarmaktadır.

Teknoloji kullanımını en iyi şekilde özetleyen kriter televizyon izleme oranıdır. 15.738 medya etkileşimindeki ve Q2 boyunca yaklaşık 8.000 saatlik aktivitedeki 1611 kişiye yapılan araştırmada sonuçlar gösteriyor ki kişiler televizyonu her oturuşta ortalama 43 dakika izlemektedir ki bu da televizyonu en fazla bakılan ekran yapmaktadır. Bu sürenin % 77sinde ise aynı zamanda akıllı telefon veya tablet gibi başka cihazlar da kullanılmaktadır.

Ayıca, araştırmadaki diğer bir bulgu ise akıllı telefonlar ve uygulamalarıyla ilgilidir. Akıllı telefonlar hem dünyanın en ufak ekranlarıdır hem de ortalama 30 dakika kullanılan tabletlerle, 39 dakika kullanılan bilgisayarlarla ve 43 dakika kullanılan televizyonla karşılaştırıldığında 17 dakikayla en az kullanılan aletleridir.

Denildiği gibi akıllı telefonlar en kısa kullanılan cihazlar olabilir, ancak aynı zamanda da dijital deneyimlerde en çok kullanılan cihazlardır (Google’ın deyimiyle sıralı cihaz kullanımı). Aynı araştırmada çıkan bir sonuca göre, çevrimiçi yapılan işlerin büyük çoğunluğuna akıllı telefonlar kullanılarak başlanır ve bu işler başka bir cihazda da sonlandırılır (genellikle kullanımı daha kolay olsun diye büyük ekranlı cihazlarla).

Yani çevrimiçi yapacağınız her işiniz akıllı telefonlarla yürütülmek için uygun olmayabilir ama en azından başlangıç kısmı uygun olmalıdir. Akıllı telefonunuzla başladığınız işinizi, sonrasında başka herhangi bir cihazla tamamlayabilirsiniz. Örneğin, telefonunuzda izlemeye başladığınız bir filmin daha sonra televizyonda sonunu izleyebilir veya alışverişinize akıllı telefonunuzda başlayıp bilgisayarınızda sonlandırabilrsiniz.

Araştırmada akıllı telefonların diğer cihazlarla birlikte kullanılan en yaygın yardımcı cihaz olduğu tespit edilmiştir. Aslında, akıllı telefonların boyutu ve bilgisayar, televizyon ve tabletlerdeki gerek uygulamarla gerek ses ve text servisleriyle uyum sağladığı ve onları tamamladığı düşünüldüğünde bu tespit pek de ilginç bir tespit değildir.

Peki, Google gibi bir şirkete bütün bunların etkisi ne olur?

Gelirinin çok büyük bir kısmı hâlâ arama motoru özelliğinden geldiğinden dolayı, kullanıcılarının bir cihazla Google’da arama yaparken diğer bir cihaza geçebilmelerini sağlayan yeni entegrasyonlar göreceğimiz kanısındayım. Ayrıca, Google’ın kendi internet ve arama özellikleri üzerine de birtakım eklemeler olabilir.

Google kendine bütün cihazlar için oynayacak bir rol bulmuş gibi görünmektedir. Bu rolü yazılım olarak mı yoksa donanım olarak mı oynayacağını zamanla göreceğiz. Ama Google’ın Asus’la ortak yeni tabletini veya Motorola Mobility’nin yeni sahibi olduğunu göz önüne aldığımızda donanımın daha ağır bastığını tahmin edebiliriz.

Kaynak haber ve devamı için aşağıdaki linke tıklayınız:

http://techcrunch.com/2012/08/29/if-content-is-king-multiscreen-is-the-queen-says-new-google-study/

ÇOCUKLARI GİRİŞİMCİ OLARAK YETİŞTİRELİM…

Aşağıdaki çalışma www.mashable.com’da yayınlanmıştır. Bu çalışma henüz 15 yaşında olan Lane’in Sosyal Medya’daki görüşleri yer almaktadır. Lane, 15 yaşında olmasına rağmen hem genç bir girişimci hem de sosyal Medya koçluğu yapmaktadır.  Bu, onun ne kadar bilinçli olduğunun bir göstergesidir.

Peki, bizim ülkemizde durum nasıl?

Genel girişimcilik oranına baktığımızda % 11,9 gibi bir yüzde görülüyor. Yıllık artış oranları ise oldukça düşük seviyede. Kadın girişimcilerin oranı ise % 6 civarı. Türkiye’de ticaret odalarına kayıtlı girişimci sayısı 1.3 milyon, bunların sadece 80 bininde kadın sahipliği/ortaklığı bulunuyor. 18 yaş ve altı girişimcilik nedir diye araştırdığınızda net bilgilere ulaşmak pek mümkün değil. Bu da gösteriyor ki bizim çocuklarımızın girişimcilikten haberleri yok.

Bunun en büyük nedenlerinden birisi eğitimden geçiyor. Kafalarını gereksiz bilgiler ile doldurmaktansa çocuklarımıza daha küçük yaşlardan itibaren bu eğitimleri gerçek uzmanlar aracılığı ile vermeliyiz. Onları özgür bırakmalıyız ki hayal kurabilsinler. Hayal kuramaz ve peşinden gidemezler ise yaratıcı olamazlar. Geleceğin Başarılı Girişimcilerinin yetiştirilmesi, ancak ve ancak günümüz çocuklarının şimdiden bilinçlendirilmesi ile mümkün olabilir.

Bu genç kitlenin özelliklerine baktığımızda çok kolay bilgi verilebilen ve çok kısa sürede çözüm alınabildiği rahatlıkla görülüyor. Ülkemizin büyük genç potansiyelini göz önüne aldığımızda böyle bir kitlenin dikkate alınmaması ve değerlendirilememesi gerçekten ülkemiz için hem çok ciddi bir kayıp hem de çok üzücü bir durumdur.

SOSYAL MEDYA’DA YAPACAĞINIZ AŞIRI PAYLAŞIMLARI ÖNLEMEK İÇİN 5 ÖNERİ

Lane Sutton; piyasalar, genç nesillerle bağlantılar, çevrimiçi gizlilik ve ağ oluşturma ile ilgili tavsiyeler veren 15 yaşında çok genç bir girişimci ve aynı zamanda sosyal medya koçudur. (Lane’i buradan takip edebilirsiniz @LaneSutton.)

 

Her zaman ‘uyanık’ olan dijital toplumlarda, insanlar, özellikle de genç nesiller, paylaşmaları gerekenden daha fazla ileti paylaşmaya oldukça yatkındırlar. Consumer Reports, yayınladığı “State of the Net” raporunda, sosyal ağ kullanıcılarının % 52’ sinin tehlikeli bilgiler paylaştığını belirtmiştir. McAfee de, paylaşımların sadece kişinin arkadaşları tarafından görülmesini sağlayan gizlilik ayarlarını ise gençlerin sadece % 20’sinin kullandığını rapor etmiştir.

Gençlerin aşırı paylaşımlarda bulunmalarındaki problem sadece paylaşımın kendisi değil, aynı zamanda içeriği ve yol açtığı sonuçlardır. Evlerindeki paranın fotoğrafını çekip paylaşan 17 yaşındaki gencin daha sonra evlerinin soyulması buna bir örnektir. Ya da garson olarak çalışan üniversite öğrencisini de örnek verebiliriz. 3 saat boyunca oturan ve sonra da sadece 5$ bahşiş bırakan çifte sinirlenip Facebook duvarında bu çifti şikayet eden bir ileti paylaşmıştır, ancak bu yaptığı şirket politikasına kesinlikle uymamaktadır. Facebook ayarlarının, paylaştıklarını patronunun görmesini engelleyeceğini düşünmüş ancak yanılmıştır.

Elbette, çevrimiçi paylaşım içgüdü gibi görünür. Örneğin Facebook’u ele alalım; zamanda geriye gidip geçmişi hatırlayıp, hatıraların tadını çıkarmak, eski fotoğrafları ve iletileri görmek oldukça kolaydır. Aslında bu da bir yere kadar hoş ve değerlidir. Ancak yukarıda bahsedilen gençlerde olduğu gibi, bir takım problemlere de sebep olabilir ve tabiki böyle olmasını kimse istemez. Eğer siz de gençseniz veya temel bilgi edinmek isteyen bir yetişkinseniz, işte size aşırı paylaşımlardan kaçınmak için bazı öneriler:

  •   Gerçek arkadaşlarınız ile paylaşım yapın.
  •   Bazı uygulamaları kapatın.
  •   Sosyal Medya’daki anlık paylaşımlarda seçici olun.
  •   Sistem ve uygulama ayarlarını mutlaka güncelleyin.
  •   Sosyal Medya’daki bilgilerinizi sürekli kontrol edin.

http://www.gencbusiness.com’da çıkan diğer bir haberde ise çocuk girişimcilerin (Amerika’da düzenlenen bir yarışmaya katılan ve yaşları 7 ile 16 arasında değişen çocuklar, dünyanın en zengin işadamlarından Warren Buffett tarafından 13 bin dolarlık hisse senediyle ödüllendirildi.) Buffett’ın şirketine hissedar olduğunu yazmaktadır.

Peki bu tip çalışmalar bizim ülkemizde niye olmasın? Olmaması için hiçbir neden yok, yeter ki isteyelim ve hemen harekete geçelim.

İzleyin: “Cameron Herold: Çocukları girişimci olmak üzere eğitelim!”

Kaynak

2011 Yılında İnternet İstatistikleri

“2012 yılında Dünyadaki nüfus 6 milyar 946 milyon kişiye ulaştı. 2015 yılında Dünya nüfusunun 7 milyar 254,5 milyon kişiye, 2025 yılında ise 7 milyar 989,7 milyon kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Brezilya ve Pakistan’ın toplam nüfusu dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturuyor.”

Yukarıda, dünya nüfusundaki artış ile ilgili bazı değerler yer almaktadır. Aşağıda ise PINGDOM tarafından tarafından hazırlanmış olan 2011 İnternet istatistikleri yer almaktadır.

Bu değerler içinden sadece e-Posta hesap sayısına baktığınızda neredeyse dünya nüfusunun yarısını oluşturmaktadır. Elbette, 1 kişin birden fazla hesabı bulunmaktadır ancak buna rağmen oran ciddidir.

Bu değerler, internetin nerelere varacağı konusunda fikir vermektedir. Çünkü her yeni gelişme bir sonrakinin daha hızlı ortaya çıkmasını sağlıyor. Düşünün: 40 yıl önce neydi durum, şimdi ne?

Peki? 40 yıl sonrasını hayal edebilir misiniz?

Değerler ve oranlar bu hızla bile ilerlese, sınırsız bir sanal dünyanın kapıları artık sonuna kadar açılmıştır.

e-Posta

3.146 milyar   : e-Posta Hesap Sayısı.

27.6%             : Microsoft Outlook, en popüler e-posta yazılımı.

19%                : Kurumsal e-posta adreslerine gönderilen spam mail yüzdesi.

112                  : Kurumsal çalışanların aldığı ve gönderdiği mail sayısı (1 gün).

71%                : Gönderilen spam e-Posta yüzdesi.

360 million     : Hotmail kullanıcı sayısı.

41                    : İlk e-Posta 1971 yılında gönderildi.

0.39%             : Kötü amaçlı olarak gönderilen e-postaların yüzdesi.

Web Siteleri

555 milyon          : Aralık-2011 itibari ile web site sayısı.

300 milyon          . 2011 yılında eklenen web site sayısı.

239,1%                 : Apache web sitelerindeki büyüme yüzdesi.

68,7%                   : IIS web sitelerindeki büyüme yüzdesi.

34.4%                   : NGINX web sitelerindeki büyüme yüzdesi.

80,9%                   : Google web sitelerideki büyüme yüzdesi.

 

Domain İsimleri

95,8 milyon        : .com domain sayısı.

13,8 milyon        : .net domain sayısı.

9,3 milyon           : .org domain sayısı.

7,6 milyon           : .info domain sayısı.

2,1 milyon           : .biz domain sayısı.

220 milyon          : Kayıtlı alan adı sayısı

 

 

2.1 milyar            : İnternet kullanıcı sayısı (Dünya)

922,2 milyon      : Asya kıtası kullanıcı sayısı.

476,2 milyon      : Avrupa kıtası kullanıcı sayısı.

271,1 milyon      : Kuzey Amerika kullanıcı sayısı.

215,9 milyon      : Latin Amerika Ve Karayipler kullanıcı sayısı.

118,6 milyon      : Afrika kıtası kullanıcı sayısı.

68,6 milyon        : Ortadoğu kullanıcı sayısı.

21,3 milyon        : Avustralya ve Okyanusya kullanıcı sayısı.

45%                       : 25 yaş altı kullanıcı yüzdesi.

485 milyon          : Çin’deki kullanıcı sayısı (Pek çok ülkeden daha fazla).

36,3%                   : Çin’de internete katılım yüzdesi.

 

Sosyal Medya

800+ milyon       : Facebook kullanıcı sayısı.

200 milyon          : Facebook’a eklenen kullanıcı sayısı (2011).

350 milyon          : Cep telefonundan Facebook’a bağlanan kullanıcı sayısı.

225 milyon          : Twitter kullanıcı sayısı.

100 milyon          : Twitter aktif kullanıcı sayısı (2011)

250 milyon          : Ortalama tweet sayısı (2011)

39 milyon            : Tumblr blog sayısı.

70 milyon            : WordPress blog sayısı.

1 milyar                : WhatsApp ile gönderilen mesaj sayısı (1 gün).

2,6 milyar            : Anlık mesajlaşma hesap sayısı.

2,4 milyar            : sosyal ağ hesapları sayısı

WEB TARAYICILARI

 

 

Mobil

1,2 milyar            : Aktif geniş bant mobil abonelikleri sayısı.

5,9 milyar            : 2011 yılında dünya çapında mobil abone tahmini sayısı

Viedeo

1 trilyon               : Video oynatma sayısı (Youtube).

140                        : Video oynatma sayısı / kişi başı (Youtube).

48 saat                 : 1 dk’da yüklenen video miktarı (Youtube).

82,5%                   : Online video izleyici yüzdesi (US).

4,189,214            : Vimeo kullanıcı sayısı.

201,4 milyar       : Aylık video izleme sayısı.

88,3%                   : Google üzerinden aylık video izleme yüzdesi (Youtube dahil).

Resimler

14 milyar             : Instagram hesaplarının sayısı.

60                           : Instagram’a saniyede yüklenen resim sayısı.

100 milyar           : 2011 ortasına kadar Facebook fotoğrafları tahmini sayısı.

51 milyon            : Flickr toplam kayıtlı kullanıcı sayısı.

4,5 milyon           : her gün Flickr’a yüklenen fotoğraf sayısı.

6 milyar                : Ağustos 2011 itibarıyla Flickr’daki toplam fotoğraf sayısı.

 

Kaynak            : PINGDOM

 

CRM VE SOSYAL MEDYA BİRLİKTELİĞİ

Şu an bulunduğumuz zamandan geriye doğru gidersek, hayatın şimdiki kadar karmaşık ve yoğun etkileşim içinde olmadığını rahatlıkla hepimiz görebiliriz.

Dünya’da internet 1969 yılları (1950 yıllara kadar gittiği söylenir…) gibi gündeme gelmekle birlikte asıl kullanım şekline, getirilen standartlar ile birlikte 1983 yılında geçti denilebilir. Türkiye’de ise başlangıcı yaklaşık olarak 1993 yılı olarak bilinir.

Ne zaman ki bilgisayar teknolojisi hızlı adımlar ile ilerlemeye başladı ve internet icat oldu, insanlar artık geleneksel yöntemlerden vazgeçti ve bir yerden diğer yere sürekli seyahat etmeden de birbirleri ile yoğun iletişim içerisine girebileceklerini fark ettiler. Bu, bilgi yoğunluğunun ve paylaşım hızının da inanılmaz derecede artmasına neden oldu, dolayısı ile kontrolüde zorlaştı.

1990 yıllarını ise CRM’in başlangıç dönemi olarak kabul edebiliriz. Bu tarihe kadar “CRM-Müşteri İlişkileri Yönetimi” geleneksel yöntemler ile yapılırken, bu yıldan sonra geliştirilen çok çeşitli uygulamalar ile takip edilmeye başlandı.

Amaç, Müşterilere daha iyi hizmet vermek ve uzun dönemli sadakati sağlayarak ürün ve hizmetlerde satışları iyi seviyelerde tutmaktı. Elbette, bunda iş dünyasının yaşadığı büyük değişimde çok önemli rol oynadığı gibi tüketicilerin isteklerindeki ani değişim ve bu değişimin yüksek hızda seyretmesinin getirdiği ciddi etkilerde rol oynamıştır.

Müşteri memnuniyetinin ve bağlılığın sağlamasının yanında unutulan ve aslında halen yeteri kadar dikkat edilemeyen unsur ise müşterinin memnun kalmaması durumunda, nasıl bir hizmet aldığı ve bu sürecin ne kadar sürdüğüdür.

Yazıda daha ileriye gitmeden önce, bu konunun önemin vurgulamak açısından aşağıdaki temel bazı unsurlara dikkat etmekte fayda görüyorum:

Müşterilerin nereye şikayette bulunabileceklerini bilmeleri ve bu tür şikayetlerin teşvik edilmesi büyük önem arz etmektedir.  Çünkü şikayet etmeyen müşteri, her zaman için sizi bırakıp rakiplerinize rahatlıkla gidebilir (Yeteri kadar alternatifi var…)

“Yeni müşteri kazanmanın bedeli eskisini tutmanın yaklaşık 20 katı kadar ağırdır.”

Sabırla ve empati  kurarak (onun her zaman yanında olduğunuzu ve sorununu anladığını hissettirerek) bir şekilde müşteriyi dinlemek ve anlamak, rahat bir şekilde içini dökmesine ve paylaşmasına izin vermek önemlidir. Çünkü, çoğu zaman empatik bir müşteri temsilcisinin yalnızca dinlemesi bile müşterinin kızgınlığını gidermeye yetmektedir.

“Araştırmalar, en mutsuz müşterilerin bile şikayetlerinin empati ile dinlenmesi durumunda, hataları affettiğini ve hatta geri kazanıldığını net olarak gösteriyor.”

Problemi çözmek üzere hızla hareket etmek, anlamak ve olumlu sonuca ulaşmak. Bu adımlar, sizin duygusal ve insani yanınızı gösteriyor.

“Yapılan araştırmalar, hatasını mantıklı ve düzgün şekilde telafi eden şirketlerin, hiç hata yapmamış şirketlerden daha fazla sadık müşterisi olduğunu gösteriyor. Yani, müşteri memnuniyetsizliğinin iyi yönetilmesi mutlak surette işe yaramaktadır.”

Pek çok marka aslında rakiplerinden çok daha iyi değildir. Ama yine de kategorilerinde lider olduklarını rahatlıkla görebildiğiniz gibi bu liderliklerini de kimseye kaptırmamaktadırlar. Çünkü, müşterilerinin beyinlerini ve kalplerini kazanmayı başarmışlar, onlar ile duygusal bir bağ geliştirmişlerdir.

“Böylece başka markalara kaymalarını da engel olmuşladır.”

CRM’in doğasında, temel olarak ürün ve hizmetlerin satışının ve sürekliliğinin sağlanması vardır. Ancak, hiçbir zaman bu ürünler/hizmetler pazarın diğer tarafı ile arasında bir savaş olarak görülmemelidir.

Peter DRUCKER “ Pazarlamanın amacı satış faaliyetlerini minimuma indirmektir” olarak tanımlamıştır. Ancak, bunun yapılabilmesi için müşterinin çok doğru anlaşılması ve ihtiyaçlarının belirlenmesi gerekir. İşte, burada da CRM ve günümüzün popüler iletişim araçlarını barındıran “Sosyal Medya” haklı önem kazanmaktadır.

Artık, ister kurum ister bireyler olsun hemen hemen hepsinin birden fazla sosyal ağda yer aldığını ve normal şartlarda elde edemeyeceğiniz bilgileri paylaştıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Henüz bu unsurların çok başında bulunuluyor ancak ilerleyen süreçlerde ciddi iveme kazanacağı ve yeni bir takım unsurlarında ortaya çıkacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

Dolayısı ile mevcut CRM uygulamalarının Sosyal Ağlar (Facebook, Twitter, Xing, LinkedIn, FriendFeed, Youtube, Google+, Digg, LastFm ve pek çoğu…)  ile çok doğru bir şekilde iletişim içinde olması gerektiği büyük önem arz etmektedir.

Evet, yukarıda da bahsettiğim üzere pek çok kurum ve birey bu ağlara üye olmaktadır ancak bilinçli ve doğru bir yapılanma olmaması nedeni ile geri dönüşleri daha negatif olmaktadır. Moda olarak algılanarak plansız bir şekilde bu ağlara katılmak, doğru vizyon ve politikaların oluşturulmaması, alakası olmayan departmanlara bu görevin atanması, doğru ve tecrübeli danışmanlar ile çalışılmaması sonrasında çıkabilecek sorunları çözmek çok daha zor olabileceği gibi imkansız halede gelebilir, hatta firmanın prestijini ciddi derecede sarsabilir.

Dolayısı ile CRM ve Sosyal Medya’nın bir kurumda yapılandırılması ciddi bir strateji ve planlama gerektirir. Sadece internet teknolojilerini çok iyi bilmek yeterli olmaz, CRM konusu başta olmak üzere ilgili tüm alanlarda ciddi tecrübe sahibi olunmalı, şirket ve sektör çok iyi analiz edilerek başlangıç yapılmalıdır.

Fuat TÜRKER

Yakın Tehlike – Sosyal Medya Kazaları…(Ehliyetsiz Sürücüler İşbaşında, Dikkat..!)

Pek çok araştırmalar gösteriyor ki Türk halkı olarak, teknolojiye son derece yakın ve hızlı adapte oluyoruz, ya da gerçekten olabiliyor muyuz?

Bugün, hayatın ve ekonomik koşullarında değişmesi sonucunda araç almak eskiye oranla daha kolay hale geldi ve trafikte bunun göstergesi sayılabilir. Ancak; araç kullanıcılarına baktığınızda büyük bir çoğunluğunun aracını hiçbir şekilde tanımadığını ve sadece gaza basmakla gittiğini düşünmekte, hiçbir kurala uymaksızın sürüşüne devam etmektedir. Sonuç itibari ile gazetelerde ve diğer yayın organlarında çok yüksek oranda ölümlü ve büyük maddi hasarlı kazalar sürekli  görülmektedir.

Aynı olumsuz göstergeler farklı bir kullanım alanında daha ortaya çıkmaktadır, cep telefonları. Kapitalizmin bir sonucu olarak, harika görselliklere sahip ve muhteşem ürünler geliştirilmekte, insanlara profesyonelce pazarlanmakta ve satılmaktadır. Kullanıcılar ise, son derece bilinçsiz bir şekilde bu ürünleri almakta, hatta pek çok özelliğini kullanmamasına rağmen, sırf caka satmak uğruna ve bütçesini sarsmasına rağmen bunlara sahip olmak istemektedir. Çok ilginçtir ki saatlerce telefonda konuşmakta, verebileceği ruhsal ve fiziksel zararları hiç düşünmeden bunları yapabilmektedir.

Yukarıda verdiğim ve hepimizin bildiği bu basit örnekleri ise her kesimden insanın yaptığını rahatlıkla görebilirsiniz. Yani, teknolojinin gelişmesi ve/veya okumuşluk maalesef bu cehaleti engelleyemiyor.

Aynen yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, mantar gibi türeyen Sosyal Medya uygulamaları da, gerek kullanıcı kitlesi gerekse bunun karşısında olan uygulayıcıları tarafından doğru algılandığını ve kullanıldığını kesinlikle düşünmüyorum. Bana göre, bir faciadır gidiyor. Bunu, 22 yıllık CRM tecrübeme ve çok iyi takip ettiğim Sosyal Medya mecrasından elde ettiğim bilgilere göre rahatlıkla söyleyebiliyorum ki bu bilgiler somuttur. Ancak, burada ve bu yazıda tamamen bir genelleme yaparak uyarıyor olacağım.

Mevcut Sosyal Medya uygulamalarının hemen hemen hepsi farklı kullanım ihtiyaçlarından ortaya çıkmış olup zamanla fonksiyonellik talepleri nedeni ile birbirlerine de mecburen yaklaşmışlardır. Ancak, bu benzerliklerine rağmen Facebook’ta yer alan bir kurum ve/veya kişi aynı modelle LinkedIn içerisinde olması doğru değildir, farklılaştırılması gerekmektedir. Bu örnekler elbette çoğaltılabilir ve aşağıda vereceğim vakalardan bunları rahatlıkla görebilirsiniz.

Örnek – 1:

Piyasada bir şeyler biraz talep gördü mü hemen benzerini yapalım mantığı var. Bazı büyük medya yapılarıda bunu yapmış durumda. Ancak, yapılana baktığınızda ya birebir kopyası ya da facia derecede kötü bir yapı ile karşılaşıyorsunuz. Görsellik deseniz “Yok”, Kullanım kolaylığı deseniz “Rezil” durumda, diğerlerini saymaya bile gerek görmüyorum ancak bu tür yapılar tam bir çöplüğe dönmektedir.

Örnek – 2:

Pek çok firmada görülüyor ki kullanıcılar hemen hemen tüm Sosyal Medya uygulamalarında birer hesap açmaktadırlar. Ama büyük bir çoğunluğu bunu ciddiye almadan başladığı için, basit bir reklam mantığına indirgenmekten öteye gidememektedir. Yanlış hesap isimleri, saçma sapan resimler, berbat başlıklar ve son derece kötü içerikler yayınlamaktadırlar.  Bakıyorsunuz, aylar yıllar geçmiş, üye sayısı komik düzeyde olduğu gibi kendisi bile uğramamış ve hiçbir katkı sağlamamış. Her zaman derim, acele giden ecele gider diye. Eğer, gerçekten doğru şeyler yapmak istiyorsanız o zaman oturup bir zahmet biraz planlama yapınız.

“Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız. (KONFÜÇYÜS)”

Örnek – 3:

Özel bilgi ve içerikler ile kurumsal yapı kesinlikle karıştırılmamalı. Öyle profiller var ki profil resimlerine baktığınızda içerikler ile çok sırıtıyor. Adeta mankenlik ajansı gibi..!

Çok doğal olarak insanlar Sosyal Medya kavramının yükselişi ile birlikte, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri kanallara sahip oldular. Ancak, sanıldığının aksine bu özgürlük çok gerçekçi olmayıp ilerleyen zamanda kişi ve/veya kurumlara ciddi negatif etkileri ile geri dönüşü olacaktır ki gerek ülkemizde gerekse dünyadan örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır. (İşten çıkarılanlar, yanlış kampanya nedeni ile 1-2 dakika içerisinde yüzbinlerin protestosu sonucu ürünlerin/hizmetlerin geri çekilmesi ve büyük maddi kayıplar gibi.)

Gördüğünüz üzere sadece 3 örnek ile neler yaşanabiliyor, gerisini siz hayal edin.

“PROOFPOINT tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre: Şirketlerin % 7’si Sosyal Medya sitelerindeki aktiviteleri nedeniyle en az bir çalışanını işten çıkarmış durumda. Sosyal Medya nedeniyle uyarılan çalışanların oranı ise % 20’yi buluyor..!”

Sosyal Medyanın önlenemez yükselişi ile birlikte bir sorun daha ortaya çıkmıştır ki bu alanda doğru işler yapabilmek için gerekli ve yeterli düzeyde uzmanın bulunmamasıdır.  İstisnalar dışında yer alan kişiler/kurumlar, yetersiz bilgi ve tecrübeleri nedeni ile kurumlara yanlış yön vermektedirler.

Teknik bilgilere sahip olmak ayrı bir özellik olduğu gibi bu bilgileri kullanabilmek ise ayrı bir yetenektir. İlgili kurum ve/veya kişi için teknik analizleri verebilirsiniz, ancak ortaya konulacak model, bir konsept danışmanlığını işaret eder ki bu tecrübedir, sanattır.

Sosyal Medya uygulamalarında görülen en önemli eksiklikler ve yanlışlıklar zinciri ise içerik oluşturulmasında görülmektedir. Çoğu zaman ya içerik yok, ya da içerikte bir şey yok. Laf olsun diye içerik oluşturulamaz, bunu ehil olmayan bir kişiye ya da kurumada veremezsiniz. Öncelikli yapılması gereken, her zaman olduğu gibi ne istediğinizi bilmeli ve buna göre planlama yapmanızdır.

Elbette sadece içerikte yeterli değildir; o içeriğin hedef kitlenize doğru mesajı vermeli ve dinamik olmalıdır. Bunu yapabilmek içinde, Sosyal Medya uygulamaları çok iyi takip etmeli, izlemeli ve doğru analizler oluşturmalısınız. İçeriğiniz, dikkat çekmeli ve katma değer oluşturmalıdır. İçeriğiniz takip edilmeli ve bunun sürekli olması gerekmektedir.

Sosyal Medya kültürü şirket içinde oluşturulmalı ve şirketin diğer çözümleri ile doğru bir şekilde entegre edilmelidir. Birbirinden bağımsız ve kopuk sistemler, size her zaman eksik ve/veya yanlış sonuçlar verecektir. Bu ise, büyük bir tehlikedir.

Evet, web üzerinden limitsiz bilgilere ulaşabilirsiniz, hiçbir sorun yok. Ancak, bu bilgileri doğru kullanmak istiyorsanız eğer, hazırlıksız kahramanlar gibi aniden atılmaktansa, bilgili ve dengeli bir gelişim için lütfen biraz araştırma yapın, inanın ki bu süreyi makul bir düzeyde tutarsanız kazanan sizler olursunuz.

Sosyal Medya kavramının; başına, sonuna veya ortasına hangi kelimeyi koyarsanız koyun hiç fark etmez isminin ne olduğu. Gelinen bu noktada, çok büyük bir bilgi hacminden söz ediyoruz. Önemli olan, bu bilgiyi nasıl yöneteceğinizdir. Unutmayın ki doğru bilgiye sahip olanlar ve yönetenler hep bir adım önde olacaktır.

Fuat Türker

KAPİTALİZMİN YENİ OYUNCAĞI – DİJİTAL KÖLELİK

Bilgi toplumu olmak cehaleti azaltıyor mu yoksa arttırıyor mu ciddi bir tartışma konusu ancak gelinen şu noktada, insanların köleliği şekil olarak değişsede özünde değişmeyecek sanırım. Elden edilen her bilgi, insani fayda için yoğunlukla kullanması gerekirken, son derece zeki şekilde belli zümreler tarafından insanları sanal dünyalarda tutsaklaştırmak için kullanılıyor. Bireylerin sorgulama becerileride elinden alındığı için basit komutlar ile yönetilebilir hale geliyorlar ve bu kitleler giderek büyüyor. Ben buna, kapitalizmin yeni  oyuncağı “Dijital Kölelik” diyorum.

 “Kölelik, bir insanın başka birinin malı ve mülkü olması” olarak tanımlanıyor. Farklı kültür ve dinlerde

uygulama şekilleri farklı olsa da; alırsın, satarsın ve her türlü amaç için kullanırsın, sonrada bir kenara atarsın. Köleler, birilerinin refahı için sömürülme ve enerji kaynağıdır, belki de eğlence kaynağı.

Eskiden ne doğru dürüst telefon vardı, ne de yeteri kadar araç ve TV. En popüler olanı radyolardı. Radyoda yayınlanan programları izler “Arkası Yarın” dendiğinde sonraki günleri büyük bir heyecanla beklerdik. Ne kimsenin ne de bir elektronik cihazın kölesiydik. İnsanlar Tiyatro ve sinemaya büyük bir heyecanla gider, bir yerlerde medeni sohbetler ederlerdi. Herkes birbirine günaydın ve iyi akşamlar derdi, tanımasalar dahi. Kimse gösteriş yapmazdı, sahip olduklarını birilerinin gözüne sokmak için uğraşmazdı. Seviye vardı, saygı vardı, sahip olamayana yapılan gizliden yardımlar vardı.

Ya şimdi?

Özellikle 1980 sene sonrası ülkemizde de gelişmeler başladı ve son yıllarda ise bu çok daha hızlandı. Teknolojide yaşanan baş döndürücü gelişmeler beraberinde son derece karmaşık yeni sorunlar  getirdi. Sosyal olma kavramı, dijital dünyaya taşınmaya başladı ve öyle görünüyor ki bunun önünde durmak mümkün değil. Peki kontrol edilebilir mi? Kısa bir sürece önce yapılan araştırmaya göre ülkemizdeki e-ticaret seviyesinin %10’nun altında olduğu ortaya çıktı. Bu ne demek? Bu, kontrol edilmesinin çok kolay olamayacağını gösteriyor. Çünkü; ticaret internete taşınmış durumda, imkanlar çok, kazanılacak para çok. Dünya’da oluşan kartellerinde buna pek izin verecek gibi durmuyorlar. Para dünyadaki tek güç!

Neden mi?

Geçenlerde bir elektronik markete gittim. Sayamadım ama içeride sadece LCD/LED katagorisinde ve açık olarak sergilenen yüzlerce yeni nesil TV sistemi vardı. Ve sahip olmakta o kadar kolay hale gelmiş ki insanlar market arabalarına doldurup gidiyorlardı, sanki patates/soğan alır gibi..!

Akıllı cep telefonu bölümüne yöneldiğimde ise yaşı son derece genç kardeşlerimiz hangi telefonu alsak diye kendi aralarında tartışıyorlardı. Baktıkları telefonlar ise 1000 TL ve üzeri. Diğer arkadaşları ile eşit olmak uğruna anne ve babayı ciddi derecede zorluyorlar, olmaması durumunda ise ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Burada, sorun çocukta mı, ebeveynlerde mi yoksa düzende mi?

Tablet bilgisayarlar çıktığında da hiç kimse bu kadar yaygınlaşacağını düşünmemişti ama son yapılan araştırmalara göre satış rakamları büyük değerlere ulaşmış durumda.

En son İstanbul’dayken, araba ile gitmek o trafikte mümkün olmadığı için meşhur metrobüse binmiştim. İçerisi tıklım tıklım ve nefes almak bile zor. Koltuklarda oturan birine gözüm ilişti, elinde son nesil bir akıllı telefon vardı. O sırada bir telefon sesi ve çantasına el attı bir tane daha çıkardı. Onunda, diğerinden farkı yoktu. İkisinide elinde zor tutuyordu ama havasınıda atıyordu yani. Elbette hikaye burada bitmiyor, 2 telefon ile cebelleşirken çantadan son model bir müzik çalar çıkardı ve kulaklıklarını taktı, başladı sesler cistak cıstak diye. Tüm otobüse yayın sayesinde yayıldı. Neyse, buna diyecek bir şey yok, bu konuda saygı kalmadığı için… Burada önemli olan bu kadar pahalı teknolojik aletlere sahip olabilmek için kimbilir nelere katlanıyor.  Aslında hali hazırdaki mevcut kampayanlardan çok kabaca hesap yapsak eğer; telefon taksidi, konuşmalar falan derken ayda rahat 400 TL sadece buna gidiyordur. Peki sizce telefonun tüm özelliklerini kullanıyor mu? Bu arkadaşa değil ama çevremde pek çok kişiyi test ettim, %20’sini bile kullanmayı bilmiyorlar. Ama olsun, önemli olan ben bunlara sahibim diyebilmek ve dijital köleliğin zevkini çıkarmak.

Şimdi bu yazdıklarımdan teknolojiye karşı olduğum sanılmasın. 1982 yılından beri teknolojiyi iyi takip eder ve bilirim. Ancak herşeyin bir sınırının olması gerektiğine inanıyorum. Atalarımız boşu boşuna dememiş “azı karar çoğu zarar”  diye.

Sanal alemde gereğinden fazla boğulup gerçek hayatı ıskalamaya inanın gerek yok.

Kendinize iyi bakın.

Fuat TÜRKER